25 Aralık 2007 Salı

Gerçekten genç tavırlı olmak...

Siz bilmiyorsunuz, diyebilirsiniz, ama birbirimizi sıfatlar kullanarak eleştirmeyelim.

Açık konuşalım: Dergilerin hedef kitlesi arasında gençler her zaman çoğunluğu oluşturduğu için, dergiler arasında gençleri kazanmak için verilen gizli bir yarışma vardır.
NotosÖykü’nün bütün ülke genelinde en çok satıldığı dar bölge Beyoğlu ve İstiklal Caddesi. Bu bölgede NotosÖykü’yü satın alanlar arasında orta ve yaşlı kuşaktan okurların sayısı yüzde 25’i geçmez. Geri kalanı genç okurlardır. Cadde boyunca NotosÖykü’nün iade oranı da yüzde 10'un altında ki, bu da her dergiye nasip olmaz. Bazı kitabevlerinde ikinci ayın ikinci yarısından sonra yok satmaya da başlıyor.
Öteki dergiler için de farklı değildir elbette. Gelgelelim, genç okuru sürekli tutmaktır asıl sorun. Geleneksel bağlılıkları olmayan, arayış sürecini her zaman derinden yaşayan, savrulmalardan korkmayan, çıktığı her yüksekliğe uyum gösterme becerisi yüksek gençlerin beğenmedikleri derginin sürekli okuru olmayacakları da bellidir.
Demek ki kimilerinin dediği gibi, “gençlik çığırtkanlığı” ile kazanılmaz genç okur. İnandırmaktır asıl olan. NotosÖykü’nün geleneksel dergicilik anlayışından farkı burada. Yaptığımızı gerçekten yararlı olmak için yapıyoruz. Göstergesi derginin yedi sayısının kapağında. Bir okurumuz üşenmemiş, dergide yer alan yazarların kuşaklar arasındaki paylarını çıkarmış. Eski kuşaklardan öykücüler dergide en az sayıda yer alırken yeni yazarlar ile en gençlerin sayısı onların beş katı. Orta kuşağın aldığı pay da en gençlerle aynı.
Demek ki yaptığımız işin yararlılık yanı gözden kaçırılacak gibi değil. Öte yandan, bir derginin bu konudaki tutumu yalnızca yer verdiği yazarların yaşıyla da ölçülmez. Aynı zamanda tutumuyla da genç olmalı. NotosÖykü’nün bugüne dek kapak konuları, “Atölye” sayfaları, yeni yazar adaylarını öykü yazmaya yönlendime işlevi taşıyan “Bu fotoğrafın öyküsünü yazar mısınız?” bölümü ve kapağından sayfa düzenine varıncaya dek kendisini esnek ve güleryüzlü biçimde tasarlayıp uygulamaya çalışması da onun genç yüzünü gösterir. Örnekse, NotosÖykü’de genç bir yazarın fotoğrafıyla eski kuşaklardan bir ustanın fotoğrafının yer alış biçimi, sayfa düzenine yerleşme biçimleri hep aynıdır.
Sanırım iş artık bundan sonra başlıyor. NotosÖykü’nün bu tutumunu okurlarının yüzde doksanı bizim gibi düşünerek paylaşıyor. Duygudaşlığımız tam. Ve elbette bizim düşündüklerimizin tersini düşünen okurlarımız da olacaktır. Gerek NotosÖykü’de, gerek Notos Blog’da, eleştiriye karşı esnekliğin ve hoşgörünün içten ve aydınlık bir karşılığını verdiğimizi sanıyorum. Eleştiriden gocunmamamızdan belli. Kişiselleştirilmemiş her türlü eleştiri yapılabilir. Siz bilmiyorsunuz, diyebilirsiniz, ama birbirimizi sıfatlar kullanarak eleştirmeyelim.
Biz bundan sonra NotosÖykü’de neleri daha iyi yapabileceğimizi düşünüyoruz. Geri adım atmak olanaksız, ne sayfa sayımızı düşürebiliriz, ne kâğıt kalitemizden ödün verebiliriz, ne de genç yazar ve okurla aramızda kurulmuş ilişkinin gerisine düşebiliriz. Daha ileri gitmek için ne yapmak gerektiğine ilişkin kararlar vermek de kolay değil. Şimdi buna kafa patlatıyoruz. Önerisi olan okurlarımız varsa, onları da göz önünde tutarız.

22 yorum:

Ozan dedi ki...

Edebiyat dergileri ve özelde de öykü dergilerine özel ilgimden ötürü Notos Öykü hemen dikkatimi çekti. Bunda Semih Gümüş'ün bende Adam Öykü'den kalma bir güvenilirlik sermayesi vardı. Fakat elimde defalarca evirip çevirmeme karşın Notos Öykü'nün ilk sayısını almadım. İlk aldığım Notos Öykü sayısı "Nasıl Yazar Olabilirim" kapak konusuna sahip olan dördüncü sayıydı ve dergiyi alma sebebim de derginin kapak konusunun beni mıknatıs gibi çekmesiydi. İlk dergide bana itici gelen şey kapaktı. Başlangıçta bunun sebebinin kapak resmi olduğunu düşünmüştüm. Belki de gerçekten öyledir. Kara bir tren bende ilk bakışta - eskinin, kadim olanın estetiği yerine - köhnelik ve taşranın (daha doğrusu taşranın olumsuz suretlerinin) çağrışımlarına sebep olmuş olabilir. Ancak daha sonraki sayıları görünce anladım ki - saydığım sebeplerin de olması muhtemel olmakla birlikte - doku olarak kapağın kartonunun son derece hantal olmasıydı. Belli ki resimle kapağın hantallığı birleşince kafamda sanki taşrada amatörce ve iyi niyetle ancak yetersizce yapılmış bir dergi izlenimi bırakmıştı. Şimdi internetten o ilk sayının kapağına bakıyorum da o çağrışımları nedense yapmıyor. Ancak bu son dediğimi şöyle bir uyarı olarak kabul etmek de gerekebilir: bilgisayar ekranında yapılan bir tasarım, kâğıdın dokusuna işlenince çok farklı görünebilir.

O ilk aldığım Notos Öykü sayısı olan dördüncü sayıdan sonra derginin içine girip niteliğini gördüğüm için eski sayılardan da almak istedim ve Beyoğlu'ndaki kitabevlerine şöyle bir bakındım. Kolayca eski sayıları buldum ve ilk iş üçüncü sayıyı aldım. Ancak itiraf etmem gerekir ki altıncı sayıya gelene kadar, Notos Öykü'nün kapak tasarımlarını diğer edebiyat dergilerine göre bir ilerleme olarak görsem de açıkçası pek beğenmemiştim. Bu kapaklar bence pek çarpıcı değillerdi. Sanırım edebiyat dergileri içinde en sevdiğim kapaklar (Adam Öykü veya Varlık'taki sade kapak tasarımlarını bir kenara bırakırsak) Hayalet Gemi dergisine ait olanlardı. Bunlar içinde de en çok 1996-1999 yılları arasındaki ve 2001'den mayıs-haziran 2002'ye kadar olan kapak tasarımlarını beğenirim.(www.hayaletgemi.com adresinden göz atılabilir) Gelgör ki Hayalet Gemi'nin siyah-beyaz kapak tasarımları, Notos Öykü'nün şu âna kadar olan ve gelecekte de hedeflediği canlı kapak tasarımlarından çok ayrı. Hayalet Gemi'yi örnek vermemin sebebi sadece Notos Öykü okurlarından tek bir tanesinin çeşitli dergilerin kapaklarını algılaması için fikir sağlamaktır.

En beğendiğim iki kapak olan 6. ve 7. Notos Öykü kapaklarına gelince... Artık sadık bir Notos Öykü okuyucusu olan ben 6. sayının kapağını görünce resmen vuruldum. Tabii şunu da eklemek gerekir ki Kapakta yer alan "Kirli Gerçekçilik" ibaresinin de bir edebiyat meraklısının - özellikle gençse - ilgisini mıknatıs gibi çekeceğini düşünüyorum.(Gerçi Kirli Gerçekçilik akımının dergi içinde yetersiz bir biçimde işlendiğini ve okuyucuya aktarılamadığı kanısındayım)Son kapakta ise tuhaftır - bilmiyor kâğıtta tekrar bir değişiklik yapıldı mı - ama kapağın dokusu bile hoş bir pürüzlülükle farklı geldi ve dergiyi daha nitelikli bir nesne olarak duyumsamamı sağladı.

Bu çizgide gittiği sürece Notos Öykü'yü almaya devam edeceğimi sanıyorum. Ancak derginin müstakbel okuyucuları için kimi sayıların kapaklarında, şu âna kadarki stilize edilmiş çizimlerle birlikte 6. sayıdakine benzer çarpıcı fotoğrafların da kullanılmasının yerinde olacağını düşünüyorum.

Son iki şey... Sakın ola derginin dağıtımının aybaşından üç gün önce yapılması uygulamasından ödün vermeyin. Dergiye çok şey kazandırıyor. Bir de hangi kitapçı yahut gazete-dergi bayiine gitsem Notos Öykü'nün önlerde yer aldığını görüyorum. Bu da ayrı bir artı puan.

Semih Gümüş dedi ki...

Ozan Bey,

Bu nitelikli değerlendirmenize NotosÖykü'nün 8. sayısının "Notos Forum" bölümünde yer verebilir miyiz?

Ozan dedi ki...

Elbette... Yalnız sonradan fark ettiğim düşük tümceler, yazım hataları vb. bozukluklar mevcut. (Örnekse ilk iki tümce) Bunları ben de düzeltebileceğim gibi dergi ekibi olarak sizin de bozuklukları gidermenizde benim açımdan bir sakınca yok.

akheron dedi ki...

Nitelikli edebiyat,nitelikli insan...Ülkemizde yaşadığımız genel kalitesizliğin en önemlisi.
Notos'un ilk iki sayısı hariç bütün sayılarını zevkle okudum.Tanışmamsa tesadüfen oldu.
Bir kitapçıda,beni al,der gibi yüzüme bakıyordu.Demek ki okura ulaşmak birinci hedef olmalı yayıncılar için...Bu arada bir kehanette bulunayım.İnsanlar artık
ben niçin varım?sorusunu sormaya başladılar...Merak ediyorlar...
Bilhassa gençler...Bu da okunacak dergi,yazılacak insan demek...İyi
çalışmalar.

erdinç akkoyunlu dedi ki...

Okuduğum iletişim fakültesinde en mutlu olduğum yer arşiv bölümüydü. Arşive gidip beş, on, on beş hatta elli yıl öncesinin gazetelerine bakınca; haber yazma açısından bir değişimin olduğunu fakat haber açısından herhangi bir gelişmenin olmadığını; gündem denen o nemelem şeyin aslında hiç değişmediğini düşünerek iç sesimle gülerdim. Bu iç sesle gülme işine ta çocukluktan beri alışkın olduğumdan, şizofren miyim değil miyim diye diğerleri gibi hiç kaygılanmadım. Ne demişledi geçenlerde bir gazetede Pamuk için, "Şizofreni sizi iyi yazar yapar". Şaka bir yana arşivleri çok severim; edebiyat dergilerinin arşivlerini karıştırmayı da öyle. Ben edebiyatın demlendikçe güzelleştiğine inanıyorum. Zaten okur da buna inanndığı için bir yazar yaşarken değil de o öldükten sonra eserlerine eğilmeyi uygun buluyor. Böyle olmasaydı ölümünün üstünden onlarca yıl geçen Ahmet Hamdi Tanpınar ile Oğuz Atay baş tacı edilir miydi? Ya yaşarken adam yerine bile konmayan Dostoyevski'nin şimdilerde yüzlerce taklidi büyük yazar sıfatıyla ortalarda gezebilir miydi? İşte bu nedenle edebiyat demlendikçe anlamını bulduğunu düşündüğümden Notos'ün önemine olan fikrim daha da şiddetleniyor.

Birincisi Notos, yayınlandığı gününün analizini yaparak okura bakış açısı sunuyor. İkincisi ise öykü seçimindeki nitelik nedeniyle gelecekte arşivi açtığımız zaman bize Türk edebiyat tarihinin gelişim sayfaları açısından bulunmaz bir hazine kazandıracak.

Ben, bu nedenlerden ötürü kendisi genç ruhu yaşlı eleştirilerini bu blogda alma pahasına da olsa Notos'un ne denli iyi iş yaptığını; öykü seçiminde ne denli titiz olduğunu söyleyeceğim dilim döndüğünce.

Aslında işin komik olanı ben öykücü de sayılmam, eğer yazarlar edebiyatçı olarak değil de öykücü ve romancı olarak çeşitleniyorsa gerçekten.

Yine de öykü okumayı da öykü karalamayı da seviyorum. Bu da yeter bence...

Selçuk Orhan dedi ki...

Blog'u epeycedir izliyorum; bu yazı cidden ilgimi çekti, kendi blog'uma da bir yansıması oldu, merak edilirse http://eylembilim.com/2007/12/26/derdin-mi-var-dergin-var-ya-da-dergin-mi-var-derdin-var/ adresinden okunabilir.

Semih Gümüş dedi ki...

Selçuk Orhan'ın kendi blogundaki yansımayı okudum. Notos'ta yaptıklarımıza karşı bizi onurlandıran yorumları var orada. Notos'u en iyi anlayan yaklaşımlardan biri olarak değerlendirdim. Ayrıldığımız yerler de var belli ki, ama bizim orta uzaklıktan gelen dünyamızla bizden sonraki kuşağın düşünme biçimleri arasındaki ayrım bu da. Her şey olması gerektiği gibi. Biz böyleyiz, derken, bunu hiç, ama hiçbir zaman bir üstünlük olarak getirmediğim anlaşılıyordur umarım. Tam tersi bile söylenebilecekken...

Sibel dedi ki...

Ben de NotosÖykü'nün herkes gibi, dergi dünyasına farklı bir çizgi getirdiği kanısındayım.
Sorun bu çizgiyi devam ettirip ettiremeyeceğinde. Çünkü baştan çıtayı çok yükseğe koydu. Doğal olarak insanlar her sayıda bir adım daha ileri gidilmesini bekliyor. Bunun dergi yönetimi üstünde de baskı yaratacağını düşünüyorum. Tabii bunu yenmenin yolu yoğun mesaiden geçiyor. Bu bağlamda forumun çok faydalı olduğunu düşünüyorum. Geri dönüşler hemen alınabiliyor.
Ama yukarıda da dolaylı olarak anlatmaya çalıştığım gibi, kalıcı bir dergi olmak, hatta AdamÖykü'nün veya Varlık dergisinin(her ne kadar yayın anlayışları farklı da olsa!)edebiyat dünyasındaki "yerini" almaya çalışmak pek kolay olmasa gerek. Bu gerçekten devamlılık isteyen bir iş.
Ama NotosÖykü'nün daha farklı ve renkli olduğu tartışılmaz.
Benim naçizane önerim, öykünün yanında diğer türlere de biraz daha yer verilmesi, en azından kuramsal yazı bağlamında. Hatta bu yazılar kuramcılar veya akademisyenler tarafından değil de bizatihi yazarlar tarafından yazılmalı. Mesela bir romancının roman üstüne düşünceleri gibi...

Semih Gümüş dedi ki...

Ben de aynı düşünüyorum.
Yazıların özellikle yaratıcı yazarların kendilerince yazılması, yıllardan beri savunup gerçekleştirmeye çalıştığım bir iş. Ama pek olmuyor. Çünkü bizim edebiyat dünyamızda sözgelimi romancılar roman ya da öteki yazarlar üstüne pek yazmıyor. Selim İleri gibi birkaç ayrıksı örnek dışında. NotosÖykü'nün bu eksiğini kapamak için bir çalışmamız var, sonuçlarını daha alamadık.
Kalıcılığına gelince, dedim ya, sağlığımız bozulmazsa, NotosÖykü'nün bugünkünden daha önemli bir yer tutacağına en azından kendim inanıyorum. Önce de kendimizi inandırmamız gerekir.

azime dedi ki...

Ben ise tam tersini düşünüyordum.
Derginin adı NotosÖykü. Derginin ağırlık noktası öykü. O halde amaç da daha çok ve kaliteli öykünün yayımlanmasına uğraşmak olmalı.
Anladığım kadarıyla derginin eksik kaldığı ve en çok hakkında yakınıldığı durum belli bir sayıda öykünün yayımlanması. O halde önce bu soruna çare bulunmalı. Yani dergiye gelen öyküler içinde "iyinin iyisi" seçilirken, diğer iyiler "yayımlanmaya değer" olmasına rağmen yayımlanamıyorsa bu, çare düşünülmesi gereken bir durumdur. Belki, örneğin dört ayda bir derginin yanında broşür şeklinde verilebilecek, içinde sırf bu öykülerin yer aldığı ufak bir mecmua olabilir. Sayfaları incecik ve sayfa formatı da mümkün olduğunca yazıdan tasarruf etmeyi sağlayacak şekilde yapılabilir.
Bunun dışında NotosÖykü, her yıl bir yarışma düzenleyerek, bir seçki oluşturabilir ve her sene yayınevinden atıyorum içinde 20 öykü olan bir kitap çıkarabilir.
Tüm bunlar yılda ortalama 50 civarında daha fazla öykü demektir.

Semih Gümüş dedi ki...

Yayımlanamayan, ama tam da eşiğe gelip dayanmış, yayımlandığında yazarını teşvik edecek öykülerin yayımlanması için düşündüğümüz tasarılarımızı bekletiyoruz. Asıl nedeni ekonomik. Bu sorunu çözmeye başladığımız zaman, sanırım ciddi bir seçenek de ortaya koyacağız. Bunun için biraz daha zamanımız var. Büyük yayınevleri bu sorunlara çözüm üretmediği için, iş bizim gibi bağımsız, küçük yayınevlerine kalıyor.

Ali Ünal dedi ki...

Yayımlanma eşiğindeki öyküler için, NotosÖykü'nün çıkmadığı aylarda ve elbette iki aylık olacak şekilde bir öykü seçkisi basılabilir. Azime hanımın önerisinden hareketle, bu seçki daha küçük boy basılıp daha düşük ücretten satılabilir. NotosCepÖykü gibi bir tasarımı olabilir.

erdinç akkoyunlu dedi ki...

Notos, butik bir yayınevi. İmkanları da çok kısıtlı. Aldığın yeni kitaba yatıran bir yayınevi... Bence yayınlanamayan öyküler, Notos'un yeni internet sitesinde tıpkı bir dergi formatında yayınlansın; isteyene çıktı imkanı sunulsun. Yani bir e-dergi oluşsun. Böylesi her açıdan daha pratik bence..

azime dedi ki...

Erdinç Akkoyunlu'nun önerisi mantıklı görünüyor.
Altkitap örneğini düşünün. Kitabınızı yayınevinde bastırdığınız zaman oluşan maliyet ile online yayınevinden bastırdığınız zaman oluşan maliyet arasındaki fark.
Üstelik, eğer gerçekten iyi bir öykünüz varsa, öykünüzün e-dergide yayımlanması, başka kapılar da açacaktır. Ayfer Tunç'un Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek kitabının önce e-kitap olarak basılması ve gördüğü ilgi gibi.
Amaç okura ulaşmaksa, ille de kâğıt üzerinde olması gerekmez zaten.

Ozan dedi ki...

Semih bey,

Tümce bozukluklarını kendim düzeltmem daha yerinde olacak sanırım. Bir e.posta adresi verirseniz metni değiştirmeden, sadece yanlışlıkları düzelterek gönderebilirim. Bu arada çevremden aldığım kapaklarla ilgili tepkileri de belirtmek gerekirse genel olarak altıncı sayı dışındakilerinin beğenilmediğini söylemem gerek. Arkadaşlarım altıncı sayıda carver'ın fotoğrafının yarattığı olumlu etki dışında kullanılan renkler ve özellikle notos öykü başlığında mavi yerine beyaz rengin kullanılmasının olumlu olduğunu dile getirdiler. E.posta adresiyle ilgili yanıtınızı bekliyorum.

Semih Gümüş dedi ki...

E-posta adresim:
semih@notoskitap.com

Özcan Doğan dedi ki...

Semih Bey, dergiyi Ankara ve İstanbulda kolaylıkla bulmak mümkün, fakat örneğin Antalya'da bulmak neredeyse imkansız, ya hiç bulunmuyor ya da çok çabuk tükeniyor; bu konuda birşey yapılabilir umarım... Aslında en iyisi yıllık abonelik belki de; aramaktak kurtulmuş oluruz böylece; bilemiyorum, birinde karar kılmak lazım, selamlar...

Adsız dedi ki...

notos öyküde neden "öykü" ile ilgili daha çok kuramsal yazı ve bilgi bulamıyoruz?

akheron dedi ki...

Öyküyle ilgili yazıları öykü veya
roman yazarları yazsa ne iyi olurdu.Çünkü kuramsal yazıları anlamak için özel bir dil ya da sözlük kullanmak gerekiyor.Bilmem ne dersiniz?..Amacım olduğun gibi yazmak,daha doğrusu olduğun gibi görünmek...Yazıyla uğraşanların; hayatın karanlık sokaklarında
dolaşan Dostoyevski'lerin ismi
adına...

Semih Gümüş dedi ki...

Dağıtım sorununun aslı şöyle:
NotosÖykü'nün Antalya ya da benzeri illerdeki dağıtım sorununu biliyoruz. Antalya gene de NotosÖykü'nün iyi kötü bulunabildiği illerden, belki bu kentimizin çok büyümüş olması derginin bulunmasını güçleştiriyor. Antalya'da da kent içinde sanırım birkaç büyük bayide bulunuyor, okurlarımız da ya o bayileri bulmakta güçlük çekiyor ya da giden dergi çabuk tükeniyor. Bu sorunun tam çözümü olanaksız. Çünkü asıl olan, yukarıdan yönlendirerek dağıtımı ve satışı düzenlemek değil, aşağıdan, okurların ve onlardan da önce bayi ve kitapçıların talep etmesi. Okurlarımız büyük bayilere ve kitabevlerine baskı yaparsa, dağıtım sorunu daha kolay çözülür.
Üstelik NotosÖykü Türkiye dağıtımı yapılan az sayıdaki edebiyat dergisinden biri ve bütün Türkiye'de yaklaşık 800 satış noktasında bulunuyor.
Öte yandan, biz NotosÖykü'nün bayilerden ve kitapçılardan alınmasını abone olunmasına tercih ediyoruz. Ama dergiyi bulamayan okurlarımız elbette abone olabilir. Bu açıklamadan sonra, seçimi okurlarımız yapmalı.

Semih Gümüş dedi ki...

NotosÖykü'de kuramsal yazı eksikliğini ben daha önce birkaç kez dile getirmiştim. Bizim yazarlarımız ne yazık ki bu konuda verimli değil. Nitelikli eleştiriyle kuramsal düzeyde ilgilenen kaç yazarımız var? Dolayısıyla açığı çevirilerle kapamamız gerekiyor. Kuramsal yazı çevirisi konusunda da geçen bir yılda ciddi bir adım atamadık. Çok istememize karşın. Ama şunun bilinmesini isterim ki, bizim de asıl sorunumuz bu. Sanırım önümüzdeki sayılarda NotosÖykü'nün bu açığını kapamaya başlamış olacağız.

Ozan dedi ki...

semih bey, anlamlandıramadığım bir sorundan ötürü yorumumu e.posta adresinize gönderemiyorum. blogda görüntü kirliliğine yol açmayı göze alarak size yorumu buradan gönderiyorum. yorumda dmeke istediğimden başka anlam ihtiva eden ve bozuk tümceleri düzelttim. bunun dışında sondan bir önceki paragraf haricinde bir ekleme yahut çıkarma yapmadım. metin aşağıda:


Edebiyat dergileri ve özelde de öykü dergilerine olan ilgimden ötürü Notos Öykü hemen dikkatimi çekti. Bunda Semih Gümüş'ün bende Adam Öykü'den kalma bir güvenilirlik sermayesinin olmasının da etkisi vardı. Fakat elimde defalarca evirip çevirmeme karşın Notos Öykü'nün ilk sayısını almadım. İlk aldığım Notos Öykü sayısı "Nasıl Yazar Olabilirim" kapak konusuna sahip olan dördüncü sayıydı ve dergiyi alma sebebim de derginin kapak konusunun beni mıknatıs gibi çekmesiydi. İlk dergide bana itici gelen şey kapaktı. Başlangıçta bunun sebebinin kapak resmi olduğunu düşünmüştüm. Belki de gerçekten öyledir. Kara bir tren bende ilk bakışta - eskinin, kadim olanın estetiği yerine - köhnelik ve taşranın (daha doğrusu taşranın olumsuz suretlerinin) çağrışımlarına sebep olmuş olabilir. Ancak daha sonraki sayıları görünce anladım ki - saydığım sebeplerin de olması muhtemel olmakla birlikte – sorun, doku olarak kapağın kartonunun son derece hantal olmasıydı. Belli ki resimle kapağın hantallığı birleşince, kafamda sanki taşrada amatörce ve iyi niyetle, ancak yetersizce yapılmış bir dergi izlenimi oluşmuştu. Şimdi internetten o ilk sayının kapağına bakıyorum da o çağrışımları nedense yapmıyor. Ancak bu son dediğimi şöyle bir uyarı olarak kabul etmek de gerekebilir: bilgisayar ekranında yapılan bir tasarım, kâğıdın dokusuna işlenince çok farklı görünebilir.

O ilk aldığım Notos Öykü sayısı olan dördüncü sayıdan sonra derginin içine girip niteliğini gördüğüm için eski sayılardan da almak istedim ve Beyoğlu'ndaki kitabevlerine şöyle bir bakındım. Kolayca eski sayıları buldum ve ilk iş üçüncü sayıyı aldım. Ancak itiraf etmem gerekir ki altıncı sayıya gelene kadar, Notos Öykü'nün kapak tasarımlarını diğer edebiyat dergilerine göre bir ilerleme olarak görsem de açıkçası pek beğenmemiştim. Bu kapaklar bence pek çarpıcı değillerdi. Sanırım edebiyat dergileri içinde en sevdiğim kapaklar (Adam Öykü veya Varlık'taki sade kapak tasarımlarını bir kenara bırakırsak) Hayalet Gemi dergisine ait olanlardı. Bunlar içinde de en çok 1996-1999 yılları arasındaki ve 2001'den mayıs-haziran 2002'ye kadar olan kapak tasarımlarını beğenirim.(www.hayaletgemi.com adresinden göz atılabilir) Gelgör ki Hayalet Gemi'nin siyah-beyaz kapak tasarımları, Notos Öykü'nün şu âna kadar sahip olduğu ve gelecekte de hedeflediği canlı kapak tasarımlarından çok ayrı. Hayalet Gemi'yi örnek vermemin sebebi sadece Notos Öykü okurlarından tek bir tanesinin çeşitli dergilerin kapaklarını nasıl algıladığı yönünde bir fikir oluşturmaktır.

En beğendiğim iki kapak olan 6. ve 7. Notos Öykü kapaklarına gelince... Artık sadık bir Notos Öykü okuyucusu olan ben 6. sayının kapağını görünce resmen vuruldum. Tabii şunu da eklemek gerekir ki kapakta yer alan "Kirli Gerçekçilik" ibaresinin de bir edebiyat meraklısının - özellikle gençse - ilgisini mıknatıs gibi çekeceğini düşünüyorum. (Gerçi Kirli Gerçekçilik akımının dergi içinde yetersiz bir biçimde işlendiğini ve okuyucuya aktarılamadığı kanısındayım) Son kapakta ise tuhaftır – bilmiyorum, kâğıtta tekrar bir değişiklik yapıldı mı - ama kapağın dokusu bile hoş bir pürüzlülükle farklı geldi ve dergiyi daha nitelikli bir nesne olarak duyumsamamı sağladı.

Bu çizgide gittiği sürece Notos Öykü'yü almaya devam edeceğimi sanıyorum. Ancak derginin müstakbel okuyucuları için kimi sayıların kapaklarında, şu âna kadarki stilize edilmiş çizimler bir yana, 6. sayıdakine benzer çarpıcı fotoğrafların da kullanılmasının yerinde olacağını düşünüyorum.

Arkadaşlarımdan aldığım duyumlar da kapaklar içinde altıncı sayının beğenildiği, fakat diğer kapakların pek tutulmadığı yönünde. Bunda 6. sayının kapak resminin yanında logo renginin farklı olmasının da etkili olduğunu belirttiler.

Son iki şey... Sakın ola derginin dağıtımının aybaşından üç gün önce yapılması uygulamasından ödün vermeyin. Dergiye çok şey kazandırıyor. Bir de hangi kitapçı yahut gazete-dergi bayiine gitsem Notos Öykü'nün önlerde yer aldığını görüyorum. Bu da ayrı bir artı puan.

 
fd837ff603e74fda8c587efb32892a91