11 Ekim 2009 Pazar

Notos'un Ekim-Kasım, 18. sayısında Yaşar Kemal


Bütün Türkiye’de, 900 satış noktasında.

YAŞAR KEMAL
Edebiyatımızın büyük gurur kaynağı
• Sema Kaygusuz ile Yüzünde Bir Yer üstüne
• Julio Cortázar: “Hayat bana kimsesiz bir ada, kimsesiz bir oda olabilir.”
• Gözden kaçmış kitaplar...


İki aylık edebiyat dergisi Notos’un Ekim’de yayımlanan 18. sayısının kapak konusu, Yaşar Kemal-Edebiyatımızın büyük gurur kaynağı başlığını taşıyor. Yaşar Kemal’in yazdıkları üstünde bugüne dek yeterince durulmadığı düşüncesine dayanarak hazırlanan dosya, Emin Özdemir, A. Ömer Türkeş, Feridun Andaç, Hande Öğüt, Lütfi Özgünaydın, Deniz Gündoğan, Hülya Soyşekerci’nin yazılarından oluşuyor.
Edebiyatımızın yeni kuşaklarının değerli yazarlarından Sema Kaygusuz ile yeni romanı Yüzünde Bir Yer üstüne yapılan söyleşi de Notos’un bu sayısının öne çıkan bölümlerinden. Sema Kaygusuz hem yeni romanını, hem de bugüne dek yayımlanan kitaplarından çıkarak, edebiyat anlayışını anlatıyor.
Julio Cortázar ile yapılmış söyleşi de Notos’un nitelikli edebiyatı yakından izleyip öne çıkaran tutumunu güçlendiriyor.
Notos bu sayıda gözden kaçan kitapları da hatırlatıyor. Bazen okunmalarındaki güçlükler ve yayımlandıkları zamanın okuma kültürüne ters düşmeleri yüzünden, bazen de kendi dışlarındaki çeşitli siyasal, toplumsal nedenlerle gözden kaçan kitaplardan bir bölümü, bu sayının “Günlerin Getirdiği” bölümünü oluşturuyor.

02 Ekim 2009 Cuma

Çizginin ötesini görüyoruz

Kitap ve dergi yayıncılığının nasıl bir yaşam biçimi olduğunu herkese anlatmak kolay değil. Bu da “anlatılmaz, yaşanır” olanlardan.
Son yıllarda, ama özellikle krizin tokmağı vurduğu geçtiğimiz aralık ayından beri bu yaşam biçimi öylesine daraldı, daraltıldı ki, içerdekilerin soluk alıp vemesi güçleşti. Küçük yayıncılar kitap yayımlayamamanın eşiğinde.
Üç yıldan bu yana kitap satışları düşüyor. Krizde daha da düştüğünü söylemek bile söz kalabalığı. Buna da varız, ama baskı maliyetleriyle kâğıt fiyatlarının bir anda yukarı sıçraması daha yıkıcı oldu.
Notos’un bu krizdeki kaybı, büyük ağırlığı maliyetlerden kaynaklanarak, yaklaşık yüzde 40 dolayında. Tam da her şey iyi giderken ve birkaç basamak yukarı çıkmaya hazırlanırken, bu yüzden yerimizde sayıyoruz. Aşağıya sürüklenmedik, ama Mayıs 2007’den, neredeyse iki buçuk yıldan beri yerimizde saymak da iyi değil. Evet, krizin dibinden çıktı çıkacakken de ayakta Notos, hayati tehlike yaşamıyor, ama geleceğe ilişkin onca hayalimiz varken hep aynı yerde bulunmak da ağzımızın tadını bozmuyor değil.
Notos Kitap yalnızca kitap ve dergi satış gelirleriyle ayakta duracak noktaya gelmedi. Yalnızca bu ikisine dayanarak ayakta kalamayacağı için, ancak yan gelirlerimizin tümünü Notos Kitap’a aktararak kendimizi bulunduğumuz yerde sağlama alabiliyoruz. Okurlarımızın bildiği saydamlığımızın da ötesine geçebilecek olanlardan söz etmeyelim, kendi telif ücretlerimizi, yaptığımız başka işlerden kazandıklarımızı, bankadan aldığımız küçük krediyi, çok daha özel sayılabilecek gelirlerimizi olduğu gibi Notos’a aktarıyoruz.
İyi de ediyoruz, çünkü Notos’un yakın gelecekte ciddi bir sıçrama yapacağına olan inancımız, bu tutumu çok anlamlı kılıyor. Öte yandan Notos Yaratıcı Yazarlık Atölyesi’nin gördüğü ilginin gitgide çoğalması, yaptığımız edebiyat-kültür yayıncılığının değerlerine canı bir katkıyı ortaya çıkarmış durumda.
Önümüzü sınırlayan çizgiyi bugüne dek geçemediysek, tek nedeni ekonomik olanaklarımızın çemberi kıramamasıdır. Bu yüzden iki kişi yerine, üç ya da dört kişiyle çalışamıyoruz. Bu da üretkenliğimizi sınırlıyor. Geçen yirmi yedi ayda, yirmi yedi kitap yayımlamışız –yılda altı sayı Notos dışında. Aylık kitap ortalamamız 1. Oysa yalnızca bu ortalamanın 1,5 olması bile önemliydi. Kaldı ki, artık aylık ortalamamızı 2’ye çıkarmamız da gerekiyor. Notos’un ulaştığı etkinlik düzeyi bunu zorluyor. O noktaya geldiğimizde ve yayımladığımız toplam kitap sayısı 70-80’i geçtiğinde, o zaman gerçek anlamda kendi yağımızla kavrulmaya ve hemen çizginin ötesine geçmeye başlayacağız. Bunu görüyoruz.
Okurlarımızdan, anlamlı olup olmadığını tam kestiremediğimiz iki beklentimiz var: Notos adını bulundukları her yerde izlemeleri, sözgelimi bir kitapçıda Notos Kitap’ın yayımladığı yeni bir kitabı gördüklerinde en azından ellerine alıp bakmaları, bulundukları yerdeki kitapçılara Notos’un kitaplarını sormaları. İkincisi de, elinizdeki Notos’u iki ayda bir alıp okumanın yanı sıra bir arkadaşlarına daha aldırmaları. Kolay değil, biliyorum, ama neden olmasın.

11 Ağustos 2009 Salı

Notos'un Ekim sayısında Yaşar Kemal


Notos'un her sayısında kapağına çıkardığı dosya çalışmalarının bazılarını yazarlara ayırdığımız biliniyor. Bugüne dek Raymond Carver ve Kirli Gerçekçilik, Kafka ve Dostoyevski bölümleri hazırladık. Her üçü de Notos'un en çok ilgi gören sayıları arasında oldu.
Ekim-Kasım, 18. sayısında da Yaşar Kemal üstüne bir dosya hazırlıyoruz.
Önceki üç yazarımız için hazırladığımız dosyalar bugüne dek dergilerde az rastlanır kapsamda, uzun yıllar boyunca başucunda tutulacak nitelikte olmuştu.
Amacımız Yaşar Kemal için de aynı nitelikte bir dosya hazırlamak. Bu da elbette girişimlerimizin sonuçlarına bağlı.
En azından, meraklı okurlarının Notos'un bu sayısını bekleyeceğinden kuşkumuz yok.

29 Temmuz 2009 Çarşamba

Notos'un Ağustos-Eylül 15. sayısında yeni yollar...


Edebiyatımızın önünü açacak yollar
• Metin Yeğin:
“Programım, yeryüzünün lanetlilerinin programı.”
• Lal Laleş ile Kürt edebiyatı ve şiir
• Bodrum’un Kültür Sanat Haritası


İki aylık edebiyat dergisi Notos’un Ağustos’ta yayımlanan 17. sayısının kapak konusu, Edebiyatımızın önünü açacak yollar başlığını taşıyor. “Kalıpların dışına çıkmak için hangi yeni biçimler denenebilir?” sorusu çevresinde, bugüne dek gündeme getirilmemiş bir yazınsal sorunu ele alan Notos, edebiyatımızın yakın geleceğine ışık tutacak yazınsal arayışları, biçimleri, deneysel edebiyatın sınırlarını tartışıyor. Hasan Bülent Kahraman, Deniz Gündoğan, Cem Akaş, Faruk Duman, Hande Öğüt, Cem Uçan, Özcan Doğan, Kaya Genç, Özcan Türkmen, Cihan Serdar Kızılcık, Ömer Ayhan, Semih Gümüş’ün yazılarıyla.
Sıra dışı bir gezgin olan Metin Yeğin de, Latin Amerika başta olmak üzere, dünyanın çok çeşitli yerlerine yaptığı gezileri, yaşadıklarını, yaptıklarını Notos’a anlattı. “Programım, yeryüzünün lanetlilerinin programı,” diyen Metin Yeğin, dolaştığı yerler için yaptığı belgesel filmlerle farklı kültürleri bizim dünyamıza taşıyor.
Şair, çevirmen, yayıncı Lal Laleş ile kendi şiiri ve Kürt edebiyatı üstüne yapılan söyleşi de derginin bu sayısının özel bölümlerinden.
Notos’un bu sayısında her zaman yaz mevsiminin odak noktasına kurulan Bodrum’un kültür ve sanat mekânlarını tanıtan Bodrum’un Kültür Sanat Haritası da var. Bölüm, Bodrum’da yaşayan ressam Turan Erol ile yazar İlker Karakaş’ın gözlemleriyle tamamlanmış.

23 Temmuz 2009 Perşembe

Değişim sürüyor

Notos benim için ilk günden beri edebiyat dergiciliğini dört duvar arasından çıkarıp kırlara, açık havalara, denizlere sürmenin adı oldu. Varlık nedeni buydu. Çünkü yayımladığımız önceki beş derginin son dördünün birbirine çok benzer özellikleri içinde geçen on sekiz yıldan sonra hâlâ aynı yolu yürümek bana anlamlı gelmiyordu.
Üç yıla yaklaşan bir süreden beri Notos’un tam anlamıyla ışıklı, yepyeni bir dergi olabilmesi için düşündüklerimizi adım adım uygulamaya çalışırken, satışını da olabildiğince duyarlı ölçülerle izlemeye çalışıyoruz. Bu arada edebiyat dergilerinin makus satış talihini kırma amacımızı gerçekleştiremezsek, Notos deneyimi tamamlanmış sayılamaz. Bu elbette çetin bir izlemedir ve bir kitabevinde yalnızca beş tane daha çok satılmaya başlamasını kayda değer bir veri olarak alıyor, sonraki sayıyı da bu veriye göre izliyorsanız, işte o zaman dergi yayımlamayı hak ediyorsunuz demektir.
Bugüne dek Notos’un bir tek sayısının satışında tam yanıldım. “Erotik Edebiyat” konulu 13. sayının (aynı zamanda NotosÖykü’nün Notos’a dönüş yaptığı sayı) satışının artacağını düşünüyordum, tersi oldu. Üstelik bu sayı, Notos’un tasarımında ve içeriğinde yenilikler yaptığımız bir sayıydı da; öyleyse, 12. sayıya göre yüzde 16,5’luk satış kaybı nasıl açıklanabilirdi?
Notos’un her sayısı yayımlandıktan sonra yakın çevremizde küçük bir kamuoyu yoklaması yapar, değerlendirmeleri alırız. Bundan epeyce yararlanırız. Bu yoklama sırasında aldığımız uyarılardan, okurlarımızın “Erotik Edebiyat” başlığı bulunan bir dergiyi almaktan hâlâ kaçınıyor oluşunu çıkardık. Demek ki erotizm konusunu kapağına çıkaran bir dergiyi almaktan, taşımaktan, belki evde okumaktan kaçınan okurlarımızın hâlâ olabileceğini unutmamamız gerekiyordu. Bu elbette erotizm ile edebiyat ilişkisinden uzak durmak anlamına gelmiyor; yalnızca içinde yüzdüğümüz suyu daha iyi tanımamız gerektiğini gösteriyor.
Neyse ki sonraki iki sayının satışı hemen toparlanmayı sağladı. 14. sayıda satış yüzde 6,4 arttı. 15. “Dostoyevski” sayısı, yüzde 11,1 daha artarak, en çok satılan ikinci sayı oldu. Bunu, Dostoyevski’nin bizde de en çok ilgi gören, merak edilen, okunan yazarlardan biri oluşu yanında, bu sayının bugüne dek edebiyat dergilerinde yapılmış en kapsamlı başvuru sayısı olarak hazırlanmasına bağlamak gerekir.
Notos’un edebiyatla ilgili her konuya açık bir penceresi olmasını önemsiyorum. Aktüel bir duruş da onu tamamlıyor. Belki popüler alanlara yaklaştıkça kendini koruma güdüsüyle doğal reflesklerimiz hemen devreyi kapıyor. Gene de Notos’u eline alan her okurun, dergiyi karıştırırken her sayfada durmasını, ilgisini çekecek bir minik haber, bir öykü ya da bir konu bulmasını amaçlayarak, iki ay boyunca her gün düşünüp tasarlayarak hazırlanmış bir dergiyi elinde tuttuğu duygusunu almasını amaçlıyoruz.
Sonunda Notos ile kendine özgü bir edebiyat beğenisi, duruşu, alımlama biçimi kazanabileceğini düşünen okurlar kazanmak, benim aklımdan hiç çıkmaz. Öte yandan, Notos’u daha özgürleştirecek asıl adım, bu kez eleği çok sıkı, giderek seçkinci tutumuyla edebiyatı uçlara çıkarak yakalamayı amaçlayan, bambaşka bir dergi yayımlamaktır. Bunu yapabilirsek, hem ikisi birbirini dengeleyecek, hem de Notos’un kendini değerleme ölçütleri değişecektir.

27 Haziran 2009 Cumartesi

Atölye'de nasıl çalışıyoruz?

Yaratıcı Yazarlık Atölyesi’nin ilgi görüp görmeyeceğini baştan bilmiyorduk. Daha doğrusu, ilgi göreceğini belki biliyorduk da, bu ilginin boyutları bizim beklentilerimizi karşılayacak mıydı, bundan emin değildik.
Yoksa neyi, nasıl yapacağımızı neredeyse bir yıl boyunca düşünmüştüm. Denebilir ki, iyi tasarlanmış, hangi konuları nasıl işlediğimizde en somut sonuçları alabileceğimizi adamakıllı düşündüğüm bir program, Atölye’nin iskeletini oluşturacaktı. On haftalık programın karşılıklı tartışma ve yorumlama biçiminde yürüttüğümüz hemen her dersinde yoğun biçimde uyguladığımız metin çözümleme çalışmasının amacı, katılımcıların etkin bir alış veriş içinde yeni düşüncelerle karşılaşmasını sağlamaktı.
Memduh Şevket Esendal, Vüs’at O. Bener, Füruzan, Ferit Edgü, Cemil Kavukçu ya da Barış Bıçakçı’nın öykülerini yalnızca farklı yazınsal seçimleri birbiriyle karşılaştırarak çözümlemiyor, her öyküyü sözcük sözcük, tümce tümce, hem anlam, hem de dil düzeyinde açımlamaya da çalışıyoruz. Katılımcıların, Demek ki böyle düşünüp yazılmalı, diyebilmesi, yazılanlardan önemli dersler çıkarmak sayılır.
Derslerin tek yanlı bilgi aktarımı biçiminde yürütülmesini aklımdan bile geçirmedim. Kimsenin bir başkasının bilgisine gereksinmesi olduğunu sanmıyorum. Öğrenilecek bilgiler herkesin ulaşabileceği kitaplarda duruyor, onlardır asıl bilgi kaynağımız. Evet, derli toplu bir sunuşla derse başlamak gerekir elbette, ama o sunuşlar sırasında hemen karşılıklı tartışmaya da dönüşmeli dersler.
Bu yöntemin tek sakıncası, tartışmada ipin ucunun kaçması, katılımcıların dersin konusunu kendi özel ilgi alanlarına çekmesi olabilir. Belki asıl konudan uzaklaştığımız dakikalar epeyce de olmuştur, ama tedirgin edici bir sorun yaşamadık. Kaldı ki, Yaratıcı Yazarlık Atölyesi, katılımcılarını kendi seçmiyor. Böyle bir amacı da yok. Atölye bütün meraklılara açık. Birbirini tanımayan, birbirinden bazen çok farklı kişiliklere, alışkanlıklara, bilgi ve becerilere sahip katılımcıların tümünün birden ilgisini derse aynı ölçüde odaklamak olanaksızdır. Elbette herkes düşüncesini belirtecek, yorumlara katılacak, böylece kendi bilgisini sınayacaktır. Bu aynı zamanda gerçek bir katılım da sağlar. Yoksa yaptığımız işin adı atölye olmaz.
Notos Yaratıcı Yazarlık Atölyesi’nin belki en belirgin farkı ders günü dışında her hafta bir gün yürüttüğümüz Serbest Zaman uygulaması. Katılımcıların dilediği her konunun ele alınabildiği Serbest Zaman’ları, çok büyük ölçüde katılımcıların yazdıkları metinlerin okunup değerlendirilmesi biçiminde yürütüyoruz. Herkesin öncelikli isteği de bu elbette. Kendi başına yeterliğini ölçemeyen yeni yazarların çevrelerinde danışabilecekleri kişilerin kolayca bulunduğu söylenemez. Pek az kişi sahiptir bu olanağa. Demek ki Atölye bu eksikliğin giderilmesi için büyük bir fırsat yerine geçiyor. Bunun farkındayım.

Yoğun metin okumaları
Atölye’nin üçüncü döneminin dördüncü grubuyla çalışmalarımız tamamlanmak üzere. Dört grupta toplam 66 kişiyle çalışmış oldum. Bu arada 66 katılımcının kaç öyküsünü okuduğumu hatırlamıyorum (not tutmam gerektiğini anladım). Gene de en az yüz elli öyküyü Serbest Zaman içinde okuyup birlikte tartıştığımızı, anlayıp yorumladığımızı söyleyebilirim. Yüz elli öyküyü (bu arada çok az sayıda deneme ve eleştiri yazısını) kendi başıma bir kez okuyup sonra da bir aradayken bir kez daha okuyup değerlendirmekten söz ediyorum.
Metinlerin nasıl başlayıp nasıl bittiği; hangi sözcüklerin nerede nasıl doğru ya da yanlış kullanıldığı; diyalogların nasıl kurulduğu, gereksiz sözlerle kalabalığa boğulup boğulmadığı; kişilerin metin içindeki gerçekliği; kapalılık ve açıklık; gerçekle kurmaca arasında kurduğu ilişkiler; yazınsal dili kullanma konusundaki eksikler; düzanlatım içinde de doğru dürüst bir Türkçeyle derli toplu metinler yazabilmenin yolları; her zaman daha iyisinin nasıl yapılabileceği gibi bir dizi konuyu içeren ders programıyla on hafta boyunca yoğun biçimde içli dışlı olan her katılımcı, kendine bir yol çizmek için gereken yakıtı alabilir.
Sonunda, on hafta uzun olmamakla birlikte, kısa da olmayan bir süre. Yarım ders yılına yakın. Bu süreyi okuma, yorumlama ve yazma etkinliğiyle geçirmek, daha başlangıç döneminde bile duruşumuzu değiştirebilir. Atölye’yi tamamlayanların en çok sözünü ettikleri kazanım, bakış açılarının değişmesi oluyor. Bu, aslında bizim için arayıp da bulamayacağımız, belki hak etmediğimiz bir övgü sayılır. Öte yandan, katılımcıların okudukları ve yazdıklarıyla ilgili bakış açılarının değişmesi, yazarlık serüveninin yarısına doğru yapılmış bir atak sayılır bence.
Notos Yaratıcı Yazarlık Atölyesi’nin İstanbul’da yürütülen en yoğun yaratıcı yazarlık atölyesi olduğunu söyleyebilir miyiz, bilmiyorum, ama amacımız buna ulaşmak.

14 Haziran 2009 Pazar

Cihat Şener'den Hayatımız Sınav


Cihat Şener alışageldiğimiz eğitimcilerden çok farklı.
Gençlere öğüt vermek yerine yol göstermeyi, anne babaları yönlendirmek yerine çocukların yolunu açmayı, öğretmekten önce anlamayı, sınavlarda başarılı olmak yerine hayatta başarılı olmayı, gerçekçi ve anlamlı olanı seçmeyi öneriyor.
Sıra dışı bir sağduyu ve dinginlik içinde, bir can yoldaşı ve ev içindeki en yakınımız gibi...

• Başarının ve mutluluğun ölçütü
• Çocuğum okula gitmek istemiyor!
• Özel okul seçimi doğru mu?
• Ergen çocukla iletişim kurma güçlüğü
• Ergenlik mi zor, gençlik mi?
• Sınavda başarısızlığın sonu felaket mi?
• Genç olmak mı zor, anne baba olmak mı?
• Genç kız olmak mı zor, genç erkek olmak mı?
• Dışarıdaki hayatın tehlikeleri
• Üniversitenin de ama’sı var!
• Meslek sahibi olmak için üniversite zorunlu mu?
• İş ararken neler göz önünde tutulmalı?

Ve bunlar gibi bir dizi soruya yanıt vermeden,
geleceğimizle ilgili kararlar vermeyelim...

Cihat Şener 1953’de doğdu. İzmir Atatürk Lisesi ve Marmara Üniversitesi Matematik Öğretmenliği Bölümü’nü bitirdi. Çeşitli öğretim kurumlarında otuz dört yıl öğretmenlik, yöneticilik, danışmanlık yaptı. On dört yıl önce HBB TV’de başlayıp TV8’de yürüttüğü eğitim ve gençlik programlarını “Hayatımız Sınav” adıyla uzun yıllardan beri TRT’de sürdürüyor. Evli, iki kız babası.

Notos-Yaşam 175 s. • 14,5*21,5 cm • Haziran 2009 • 13 TL
 
fd837ff603e74fda8c587efb32892a91