Yaratıcı Yazarlık Atölyesi’nin ilgi görüp görmeyeceğini baştan bilmiyorduk. Daha doğrusu, ilgi göreceğini belki biliyorduk da, bu ilginin boyutları bizim beklentilerimizi karşılayacak mıydı, bundan emin değildik.
Yoksa neyi, nasıl yapacağımızı neredeyse bir yıl boyunca düşünmüştüm. Denebilir ki, iyi tasarlanmış, hangi konuları nasıl işlediğimizde en somut sonuçları alabileceğimizi adamakıllı düşündüğüm bir program, Atölye’nin iskeletini oluşturacaktı. On haftalık programın karşılıklı tartışma ve yorumlama biçiminde yürüttüğümüz hemen her dersinde yoğun biçimde uyguladığımız metin çözümleme çalışmasının amacı, katılımcıların etkin bir alış veriş içinde yeni düşüncelerle karşılaşmasını sağlamaktı.
Memduh Şevket Esendal, Vüs’at O. Bener, Füruzan, Ferit Edgü, Cemil Kavukçu ya da Barış Bıçakçı’nın öykülerini yalnızca farklı yazınsal seçimleri birbiriyle karşılaştırarak çözümlemiyor, her öyküyü sözcük sözcük, tümce tümce, hem anlam, hem de dil düzeyinde açımlamaya da çalışıyoruz. Katılımcıların, Demek ki böyle düşünüp yazılmalı, diyebilmesi, yazılanlardan önemli dersler çıkarmak sayılır.
Derslerin tek yanlı bilgi aktarımı biçiminde yürütülmesini aklımdan bile geçirmedim. Kimsenin bir başkasının bilgisine gereksinmesi olduğunu sanmıyorum. Öğrenilecek bilgiler herkesin ulaşabileceği kitaplarda duruyor, onlardır asıl bilgi kaynağımız. Evet, derli toplu bir sunuşla derse başlamak gerekir elbette, ama o sunuşlar sırasında hemen karşılıklı tartışmaya da dönüşmeli dersler.
Bu yöntemin tek sakıncası, tartışmada ipin ucunun kaçması, katılımcıların dersin konusunu kendi özel ilgi alanlarına çekmesi olabilir. Belki asıl konudan uzaklaştığımız dakikalar epeyce de olmuştur, ama tedirgin edici bir sorun yaşamadık. Kaldı ki, Yaratıcı Yazarlık Atölyesi, katılımcılarını kendi seçmiyor. Böyle bir amacı da yok. Atölye bütün meraklılara açık. Birbirini tanımayan, birbirinden bazen çok farklı kişiliklere, alışkanlıklara, bilgi ve becerilere sahip katılımcıların tümünün birden ilgisini derse aynı ölçüde odaklamak olanaksızdır. Elbette herkes düşüncesini belirtecek, yorumlara katılacak, böylece kendi bilgisini sınayacaktır. Bu aynı zamanda gerçek bir katılım da sağlar. Yoksa yaptığımız işin adı atölye olmaz.
Notos Yaratıcı Yazarlık Atölyesi’nin belki en belirgin farkı ders günü dışında her hafta bir gün yürüttüğümüz Serbest Zaman uygulaması. Katılımcıların dilediği her konunun ele alınabildiği Serbest Zaman’ları, çok büyük ölçüde katılımcıların yazdıkları metinlerin okunup değerlendirilmesi biçiminde yürütüyoruz. Herkesin öncelikli isteği de bu elbette. Kendi başına yeterliğini ölçemeyen yeni yazarların çevrelerinde danışabilecekleri kişilerin kolayca bulunduğu söylenemez. Pek az kişi sahiptir bu olanağa. Demek ki Atölye bu eksikliğin giderilmesi için büyük bir fırsat yerine geçiyor. Bunun farkındayım.
Yoğun metin okumaları
Atölye’nin üçüncü döneminin dördüncü grubuyla çalışmalarımız tamamlanmak üzere. Dört grupta toplam 66 kişiyle çalışmış oldum. Bu arada 66 katılımcının kaç öyküsünü okuduğumu hatırlamıyorum (not tutmam gerektiğini anladım). Gene de en az yüz elli öyküyü Serbest Zaman içinde okuyup birlikte tartıştığımızı, anlayıp yorumladığımızı söyleyebilirim. Yüz elli öyküyü (bu arada çok az sayıda deneme ve eleştiri yazısını) kendi başıma bir kez okuyup sonra da bir aradayken bir kez daha okuyup değerlendirmekten söz ediyorum.
Metinlerin nasıl başlayıp nasıl bittiği; hangi sözcüklerin nerede nasıl doğru ya da yanlış kullanıldığı; diyalogların nasıl kurulduğu, gereksiz sözlerle kalabalığa boğulup boğulmadığı; kişilerin metin içindeki gerçekliği; kapalılık ve açıklık; gerçekle kurmaca arasında kurduğu ilişkiler; yazınsal dili kullanma konusundaki eksikler; düzanlatım içinde de doğru dürüst bir Türkçeyle derli toplu metinler yazabilmenin yolları; her zaman daha iyisinin nasıl yapılabileceği gibi bir dizi konuyu içeren ders programıyla on hafta boyunca yoğun biçimde içli dışlı olan her katılımcı, kendine bir yol çizmek için gereken yakıtı alabilir.
Sonunda, on hafta uzun olmamakla birlikte, kısa da olmayan bir süre. Yarım ders yılına yakın. Bu süreyi okuma, yorumlama ve yazma etkinliğiyle geçirmek, daha başlangıç döneminde bile duruşumuzu değiştirebilir. Atölye’yi tamamlayanların en çok sözünü ettikleri kazanım, bakış açılarının değişmesi oluyor. Bu, aslında bizim için arayıp da bulamayacağımız, belki hak etmediğimiz bir övgü sayılır. Öte yandan, katılımcıların okudukları ve yazdıklarıyla ilgili bakış açılarının değişmesi, yazarlık serüveninin yarısına doğru yapılmış bir atak sayılır bence.
Notos Yaratıcı Yazarlık Atölyesi’nin İstanbul’da yürütülen en yoğun yaratıcı yazarlık atölyesi olduğunu söyleyebilir miyiz, bilmiyorum, ama amacımız buna ulaşmak.
27 Haziran 2009 Cumartesi
14 Haziran 2009 Pazar
Cihat Şener'den Hayatımız Sınav

Cihat Şener alışageldiğimiz eğitimcilerden çok farklı.
Gençlere öğüt vermek yerine yol göstermeyi, anne babaları yönlendirmek yerine çocukların yolunu açmayı, öğretmekten önce anlamayı, sınavlarda başarılı olmak yerine hayatta başarılı olmayı, gerçekçi ve anlamlı olanı seçmeyi öneriyor.
Sıra dışı bir sağduyu ve dinginlik içinde, bir can yoldaşı ve ev içindeki en yakınımız gibi...
• Başarının ve mutluluğun ölçütü
• Çocuğum okula gitmek istemiyor!
• Özel okul seçimi doğru mu?
• Ergen çocukla iletişim kurma güçlüğü
• Ergenlik mi zor, gençlik mi?
• Sınavda başarısızlığın sonu felaket mi?
• Genç olmak mı zor, anne baba olmak mı?
• Genç kız olmak mı zor, genç erkek olmak mı?
• Dışarıdaki hayatın tehlikeleri
• Üniversitenin de ama’sı var!
• Meslek sahibi olmak için üniversite zorunlu mu?
• İş ararken neler göz önünde tutulmalı?
Ve bunlar gibi bir dizi soruya yanıt vermeden,
geleceğimizle ilgili kararlar vermeyelim...
Cihat Şener 1953’de doğdu. İzmir Atatürk Lisesi ve Marmara Üniversitesi Matematik Öğretmenliği Bölümü’nü bitirdi. Çeşitli öğretim kurumlarında otuz dört yıl öğretmenlik, yöneticilik, danışmanlık yaptı. On dört yıl önce HBB TV’de başlayıp TV8’de yürüttüğü eğitim ve gençlik programlarını “Hayatımız Sınav” adıyla uzun yıllardan beri TRT’de sürdürüyor. Evli, iki kız babası.
Notos-Yaşam 175 s. • 14,5*21,5 cm • Haziran 2009 • 13 TL
26 Mayıs 2009 Salı
Notos Yaratıcı Yazarlık Atölyesi

Notos Yaratıcı Yazarlık Atölyesi epeyce eski bir tasarının ürünü. Notos Kitap'ı oluşturduğumuz sıralarda, dergi yayıncılığı, kitap yayıncılığı, blog ve internet sitesi alanlarında özgün yapılar oluşturmaya karar vermiş, bunların tümünü bütüncül bir yayıncılık tasarısını tamamlayan sacayakları gibi düşünmüştük. Yaratıcı Yazarlık Atölyesi de o günlerde somutlanmamış, ete kemiğe bürünmek için bir buçuk yıl bekleyecek bir tasarı olarak sacayaklarından birini oluşturacaktı.
2008’in ilk aylarından başlayarak Yaratıcı Yazarlık Atölyesi’ni önce kâğıt üstünde somutlamaya başladık. Bazı temel çıkış noktaları bizim için vazgeçilmezdi.
• Bizim dışımızda da pek çok yaratıcı yazarlık atölyesi bulunduğuna göre, Atölye katılımcılarına kendimize özgü katkılar yapabilmeli, böylece ayırt edilmemizi sağlamalıydık.
• Öteki yaratıcı yazarlık atölyelerinin deneyimleri bizim için önemliydi. Hem İstanbul’dakileri araştırdık, hem Ankara’dakileri. İstanbul’daki atölyeler daha çok çeşitli ünivesite, dernek ya da vakıfların bünyesinde, tanınmış yazarların yönetiminde oluşturulmuş atölyelerdi. Denebilir ki, katılımcıların yazdıkları metinlere odaklanmaktan çok, yazma etkinliği üstüne çeşitli düzeylerde ve zenginlikte düşünce alışverişinin olduğu atölyelerdi. Oysa biz doğrudan yazılanara odaklanmalı, böylece yararlılığı en üst düzeye tutmalıydık.
• Bu anlayışımıza en yakın örnek Ankara’daki UMAG’dı. Hem UMAG’ın çalışma biçimini araştırdık, hem de çeşitli atölyelerin çalışma programlarını, sürelerini.
• Bu arada on hafta olarak belirlediğimiz Atölye’nin fiyatını uzun uzadıya tarttıktan sora belirledik. Katılımcıların ödeyeceği tutar öyle belirlenmeliydi ki, hem kendimize denk tuttuğumuz öteki atölyelerinkinden aşağıda olmalıydı, hem de verebileceğimizi düşündüğümüz zamanın ve emeğin anlamlı bir karşılığı.
• En önemlisi, öteki atölyelerin yaptığı programlardan farklı, didaktik olmayan, bilgi vermek yerine uygulamaya dönük, bu arada uygulanabilir, yararlı bir program oluşturmak, sanıldığından çok zamanımızı aldı. Edebiyat ve Felsefe ile Şiir dersleri için dışarıdan katkı almaya baştan karar vermiştik. Cemâl Bali Akal ile Turgay Fişekçi de bu iki ders için biçilmiş kaftandı.
• Öte yandan, her zaman yaptığımız gibi, Atölye için de ciddi, nitelikli bir tanıtım çalışması gerekiyordu ve bunun için hem gazetelerin kütür-sanat sayfalarında haber yayımlamaya çalıştık, hem de ancak belli mekânlara astığımız posterler ve yaygın biçimde dağıttığımız broşürlerle tanıtım çalışmamızı yürüttük.
1 Aralık 2008’de, atölyemizin yirmi kişiden oluşan ilk grubuyla çalışmaya bu hazırlık sürecinden sonra başladık. Bizim için önemli ve heyecan verici bir deneyim olacaktı. Her şeyden önce, yararlı olmaktı amacımız, yararlı olamadığımızı görmekten daha kötüsü düşünülemezdi bizim için.
1 Aralık 2008’den bu yana geçen üç çalışma dönemindeki dört grubumuzla yaptığımız çalışmayı da sonraki yazıda değerlendireceğiz.
Etiketler:
yaratıcı yazarlık atölyesi
16 Mayıs 2009 Cumartesi
Okuyorum Meydan Okuyorum ilanları ve eleştiri
İlk kez, bir yoruma verdiğimiz yanıtı yorum yerine alıyoruz. Çünkü "Okuyorum Meydan Okuyorum" kampanyasına ilişkin, "Notos adı artık bütünü anlatıyor" başlıklı haber-yorumumuzla ve Notos'un kitap eklerine verdiği ilanlarla ilgili yorum yapan Hakan Bey'in eleştirileri hem önemli, hem de ister istemez Notos'un kendini belki bir kez daha somut biçimde açıklamasını gerektiriyor. Şöyle ki:
Hiç kuşku yok ki Hakan Bey bir sistem eleştirisi yapıyor. Hakları yanları vardır bu eleştirinin.
Bu eleştirinin Notos için de geçerli olduğunaysa, nasıl katılabiliriz?
Çok özlü biçimde belirtmek isteriz:
1. Notos birkaç ilan verdiği için kitap ekleri onun kitaplarını tanıtmak için sıraya girmez. Notos yayınevleri arasında büyüklük sırası bakımından sanıyoruz ki üç yüzlerde bulunuyor. Onu sıraya nasıl sokacaksınız? Demek ki etkinliği bakımından ilk yirmi-otuz yayınevi arasında oluşu bazı bakımlardan yanıltıcı olabiliyor.
2. Notos'u sıradan bir yayınevi oarak görmeyenerin sayısı artıyor; dolayısıyla ona kendiliğinden ilgi gösterenlerin, bu farklı yayıncılık anlayışını desteklemek isteyenlerin varlığı yeterlidir. Bu nedenle de bugüne dek kitap eklerinde büyüklüğüyle karşılaştırılamayacak oranda yer almakta sıkıntısı olmamıştır.
3. Notos iki yıldan (yirmi dört aydan) bu yana yalnızca yirmi dört kitap yayımlayabildi. Demek ki her ay bir kitap ve iki ayda bir dergi için kimseye gönül indirmesi gerekmiyor.
3. Notos, geliriyle giderlerini başa baş tutabilmiş, ama bunun yanında daha tek kuruşluk birikim sağlayamamış bir yayınevi. "Okuyorum Meydan Okuyorum" kampanyasının bütün ilanlarını da kişisel bir yakınlıktan gelen sponsorluk desteğiyle verebilmiştir.
4. Notos'ta yalnızca bir kişi çalışıyor. Bir kişinin çalıştığı yerin sahibi ekonomik olarak da, şirket ilkelerine göre de, manevi olarak da patron olmaz. "Örgüt kurmak için en az üç kişi gerekir."
5. Kaldı ki Notos'un para kazanmayı amaçlaması çok olumlu bir düşüncedir. Çünkü ancak böylece kendini geliştirebilecektir. Bize göre Notos'un güçlenmesi, yayıncılık dünyamızın hiç de iç açıcı olmayan niteliğine gerçek bir katkı olacaktır.
6. "Yıllardır eleştirisini satan..." gibi sözlere yanıt verilmeyeceğini bütün okurlarımız bilir, ama bizim saydamlığımız ve kendimize inancımız açıklığımızın güvencesidir. Semih Gümüş'e onun iradesi dışında da herkes dilediği kitap için yazmasını önerebilir. Buna ne denir? Ülkede bin yayınevi, beş bin yazar var. Ama o, 1981'den bugüne, yirmi sekiz yıl boyunca, kendi istediği kitapların dışında bir tek kitap üstüne yazı yazmadı. Kaldı ki, eleştiriyle kitap tanıtım yazarlığı arasında yakınlık bile olmadığını düşünür.
7. Notos'u gerçekten tanımak, bütün olumsuz önyargıların panzehiri olabilir.
Hiç kuşku yok ki Hakan Bey bir sistem eleştirisi yapıyor. Hakları yanları vardır bu eleştirinin.
Bu eleştirinin Notos için de geçerli olduğunaysa, nasıl katılabiliriz?
Çok özlü biçimde belirtmek isteriz:
1. Notos birkaç ilan verdiği için kitap ekleri onun kitaplarını tanıtmak için sıraya girmez. Notos yayınevleri arasında büyüklük sırası bakımından sanıyoruz ki üç yüzlerde bulunuyor. Onu sıraya nasıl sokacaksınız? Demek ki etkinliği bakımından ilk yirmi-otuz yayınevi arasında oluşu bazı bakımlardan yanıltıcı olabiliyor.
2. Notos'u sıradan bir yayınevi oarak görmeyenerin sayısı artıyor; dolayısıyla ona kendiliğinden ilgi gösterenlerin, bu farklı yayıncılık anlayışını desteklemek isteyenlerin varlığı yeterlidir. Bu nedenle de bugüne dek kitap eklerinde büyüklüğüyle karşılaştırılamayacak oranda yer almakta sıkıntısı olmamıştır.
3. Notos iki yıldan (yirmi dört aydan) bu yana yalnızca yirmi dört kitap yayımlayabildi. Demek ki her ay bir kitap ve iki ayda bir dergi için kimseye gönül indirmesi gerekmiyor.
3. Notos, geliriyle giderlerini başa baş tutabilmiş, ama bunun yanında daha tek kuruşluk birikim sağlayamamış bir yayınevi. "Okuyorum Meydan Okuyorum" kampanyasının bütün ilanlarını da kişisel bir yakınlıktan gelen sponsorluk desteğiyle verebilmiştir.
4. Notos'ta yalnızca bir kişi çalışıyor. Bir kişinin çalıştığı yerin sahibi ekonomik olarak da, şirket ilkelerine göre de, manevi olarak da patron olmaz. "Örgüt kurmak için en az üç kişi gerekir."
5. Kaldı ki Notos'un para kazanmayı amaçlaması çok olumlu bir düşüncedir. Çünkü ancak böylece kendini geliştirebilecektir. Bize göre Notos'un güçlenmesi, yayıncılık dünyamızın hiç de iç açıcı olmayan niteliğine gerçek bir katkı olacaktır.
6. "Yıllardır eleştirisini satan..." gibi sözlere yanıt verilmeyeceğini bütün okurlarımız bilir, ama bizim saydamlığımız ve kendimize inancımız açıklığımızın güvencesidir. Semih Gümüş'e onun iradesi dışında da herkes dilediği kitap için yazmasını önerebilir. Buna ne denir? Ülkede bin yayınevi, beş bin yazar var. Ama o, 1981'den bugüne, yirmi sekiz yıl boyunca, kendi istediği kitapların dışında bir tek kitap üstüne yazı yazmadı. Kaldı ki, eleştiriyle kitap tanıtım yazarlığı arasında yakınlık bile olmadığını düşünür.
7. Notos'u gerçekten tanımak, bütün olumsuz önyargıların panzehiri olabilir.
Etiketler:
notos,
yayıncılık
08 Mayıs 2009 Cuma
Notos adı artık bütünü anlatıyor
Son zamanlarda kendimizden söz ederken yalnızca Notos diye yazdığımı fark ediyorum. Yayınevinin adı Notos Kitap Yayınevi (ya da Notos Kitap), derginin adı Notos (önceden NotosÖykü), yaratıcı yazarlık atölyesinin adı Notos Edebiyat Atölyesi, bu blogun adı Notos Blog iken, şimdilerde tümünden ya da herhangi birinden söz ederken yalnızca Notos demeye başlamışım. Kendiliğinden oldu bu. Demek ki bütün bileşenleri birbirine bağlı, öbürlerini akılda tutmadan birinden söz edilmeyen, aynı kavram çevresinde sıralanmış parçaların bütünlendiği, aynı anlayış, düşünce ve duyguyla anılmaya başlanan bir bütünden söz etmeye başlamışız. Elbette bir dünya o. Kendimiz için kurduğumuz, biz ona inanmaya çalışırken artık kendini bize daha çok inandıran, Notos. Bir marka gibi görünmeye başladığı söylenebilir mi? Öte yandan, bir takımada olarak hayalimizde kurduğumuz, kendinden başka bir şeye benzemeyen bir yurt gibi içselleştirdiğimiz Notos'u elbette bazen abartılı biçimde de anlatıyor olabiliriz. Öyle görünebilir dışarıdan.
Oysa Notos’un aylakları hâlâ yere çok sağlam basamıyor. 2009, Notos’un kendi çapında bir sıçrama yapacağı yıl olmaya adaydı; krizin önce maliyetleri yükselten, sonra kitap satışlarını azaltan etkisi olduğumuz yere mıhlanmamıza neden oldu. Toplam – (eksi) yüzde 40 dolayındaki etki az değildi ve bugün de bu olumsuz sürecin sonuna gelip gelmediğimizi tam bilmiyoruz. Gene de bulunduğumuz yerden baktığımızda, yayıncılığın şimdikinden daha kötüye gitmeyeceği öngörüsünde bulunabiliriz.
Demek ki 2009’u iyi değerlendirmek zorundayız. Sözgelimi kriz yüzünden hedeflerimizi yarıya indirmek yerine, tersine, atak davranarak ortaya çıkan boşluğu ciddi bir kazanıma dönüştürebilirdik pekâlâ, ama olamıyor. Her ay üç kitap yayımlayarak altı ay sonra bir sıçrama yapma fırsatını yakalayabilecekken, gene ancak bir kitap yayımlayabiliyoruz. Çünkü üç kitabı yayına hazırlayacak bir ekibimiz yok. Olsaydı böyle bir ekibimiz, sanırım üç kitap yayımlamaya yetecek sermayemiz olmadığı için, bunu gene yapamayacaktık.
Bu krizi iyi değerlendiremeyeceğimizi içimiz burularak görüyoruz, ne yazık ki, koşullarımız böyle. Kaldı ki, bu arada ayakta durma endişesinin yaptığı baskı da var. Notos Yaratıcı Yazarlık Atölyesi bu endişenin öldürücü olmasını önleyen, bozulmaya başlayan gelir-gider dengesine kararlılık veren, kriz döneminin atlatılması için güvenceye dönüşen, denebilir ki tam zamanında uygulanmaya başladığımız çalışmamız oldu. Notos Yaratıcı Yazarlık Atölyesi’nin özelliklerini, sonuçlarını, Notos için anlamını da öteki bütün çalışmalarımızdaki saydamlığıyla paylaşabiliriz...
Oysa Notos’un aylakları hâlâ yere çok sağlam basamıyor. 2009, Notos’un kendi çapında bir sıçrama yapacağı yıl olmaya adaydı; krizin önce maliyetleri yükselten, sonra kitap satışlarını azaltan etkisi olduğumuz yere mıhlanmamıza neden oldu. Toplam – (eksi) yüzde 40 dolayındaki etki az değildi ve bugün de bu olumsuz sürecin sonuna gelip gelmediğimizi tam bilmiyoruz. Gene de bulunduğumuz yerden baktığımızda, yayıncılığın şimdikinden daha kötüye gitmeyeceği öngörüsünde bulunabiliriz.
Demek ki 2009’u iyi değerlendirmek zorundayız. Sözgelimi kriz yüzünden hedeflerimizi yarıya indirmek yerine, tersine, atak davranarak ortaya çıkan boşluğu ciddi bir kazanıma dönüştürebilirdik pekâlâ, ama olamıyor. Her ay üç kitap yayımlayarak altı ay sonra bir sıçrama yapma fırsatını yakalayabilecekken, gene ancak bir kitap yayımlayabiliyoruz. Çünkü üç kitabı yayına hazırlayacak bir ekibimiz yok. Olsaydı böyle bir ekibimiz, sanırım üç kitap yayımlamaya yetecek sermayemiz olmadığı için, bunu gene yapamayacaktık.
Bu krizi iyi değerlendiremeyeceğimizi içimiz burularak görüyoruz, ne yazık ki, koşullarımız böyle. Kaldı ki, bu arada ayakta durma endişesinin yaptığı baskı da var. Notos Yaratıcı Yazarlık Atölyesi bu endişenin öldürücü olmasını önleyen, bozulmaya başlayan gelir-gider dengesine kararlılık veren, kriz döneminin atlatılması için güvenceye dönüşen, denebilir ki tam zamanında uygulanmaya başladığımız çalışmamız oldu. Notos Yaratıcı Yazarlık Atölyesi’nin özelliklerini, sonuçlarını, Notos için anlamını da öteki bütün çalışmalarımızdaki saydamlığıyla paylaşabiliriz...
03 Mayıs 2009 Pazar
OKUYORUM MEYDAN OKUYORUM

R Vitamini ile çalışmalarımız, Notos Kitap Tanıtım Kampanyası’nın Strateji Raporu’nun hazırlanmasıyla ikinci aşamasına geçti. Strateji Raporu için titizlikle yapılan düşünme, tartışma sürecinin sonunda ortaya çıkan Rapor için yaptığımız ortak değerlendirme toplantısında, Kampanya’nın stratejisi kesinleştirildi. Elbette bu arada ortaya atılıp karar verildikten sonra uygulamaya sokulacak yeni çalışmalar da olacaktır. Ama önümüzdeki adım, ilk somut ürünleri vermek.
Kampanyamız yalnızca Notos Kitap’ın ve Notos’un tanıtımını amaçlamakla kalmayacak, aynı zamanda bir kitap okuma kampanyası olarak da yürütülecek. Bir kitap okuma kampanyasını 2009’un ilk haftalarında kitapla ilgili meslek kuruluşlarına (yazar ve yayıncı örgütlerine) önermiştik. Değil mi krizin etkileri yayıncılık sektörünün temel direklerini de yerinden oynatabilecek kertededir, hiç değilse bir kitap okuma kampanyası açılabilir, kampanya için yazılı ve görsel medyanın gönüllü desteği alınabilirdi. Beklendiği gibi, ilgilenen olmadı. O zaman, hiç değilse biz kendi çapımızda okumayı yücelten bir çıkış yapalım, diye düşündük. Kendi çevremizi etkilemek de yeterdi. R Vitamini ile bunu da konuştuktan sonra, tanıtım stratejimizin ana sloganı ortaya çıktı: Okuyorum meydan okuyorum.
Bir küçük sponsor desteği kullanmak
Bu strateji oluşturulduğu sırada sıfır (“0”) bütçemiz olduğunu veri almıştık. Bu en önemli gerçeğimizdi. Sonra da irili ufaklı sponsorlarımız olabileceğini, olursa biraz da para harcayarak kampanyayı güçlendirebileceğimizi tasarladık. Neden sonra kendi cüssemize uygun, bize sınırlı bir destek vermeye gönüllü bir sponsor bulduk. Alacağımız maddi destekle kampanyamızı ilanlanla da destekleyebilirsek, “Okuyorum meydan okuyorum” sloganını üstelik maddi bir güce de dönüştürebilirdik. Şimdi bunun eşiğindeyiz.
Hemen Mayıs ayından başlayarak, Notos Kitap’a kişisel yakınlıklarımızdan doğan ilginin sonunda yaratılmış küçük sponsorluk desteğini önce ilanlarda kullanacağız. Bir grup gazetenin kitap ekleriyle kültür sanat sayfalarında yaklaşık on beş ilan vermeyi planladık. Ardından ilan pazarlıklarını yaptık. Sonra da bu olanağımızı R Vitamini ile paylaştık. “Okuyorum meydan okuyorum” sloganıyla bu sloganın içeriğinin yanı sıra özellikle yeni yayımlanan kitaplarımızla Notos’un edebiyat dergiciliğindeki etkin konumunu öne çıkaran ilanlar, hiç kuşku yok ki Notos için yepyeni bir durum yaratacaktır.
Bu ilanlardan nasıl bir sonuç bekliyoruz? Önce şunu belirtmemiz gerekir ki, kitap ve dergi ilanları, büyük bir medyanın uzun süreli kamyanyası biçiminde olmadıkça, somut karşılıklar vermeyebilir. Şu demek ki, satışları artırmayabilir. Bizim öngörümüz, vereceğimiz ilanların Notos’un kitap ve dergi satışlarını yüzde 5’ten çok etkileyemeyeceği yönünde.
Böylece ilanlara ayrılan bütçe boşa harcanmış mı olur? Elbette hayır. Sözgelimi ilk kez yeni yayımladığımız bir kitabın, Ölümsüz Olduğumuz Zamanlar romanının çıkışını duyururken birkaç kitabımızı okurlara bir kez daha hatırlatacağız. Böylece bir duyuruyu daha etkin biçimde yapmış olacağız. Öte yandan, Notos için verdiğimiz ilanlar, üstelik ülke çapında dağıtılan bir derginin, daha hâlâ onun varlığından haberi olmayan okurlarına duyurusunun yapılmasını sağlayacaktır ki, bunun da kısa erimde olmasa bile, uzun erimde kalıcı sonuç vermesi beklenir.
İlanların Notos Kitap’ın varlığına katkısı olur mu? Elbette Notos Kitap markasının bilinirliğine, kurumsal kimliğine bu ilanların somut katkısı da olacaktır. Bunu da uzun erimli bir kazanç olarak kaydedebiliriz.
Bu düşüncelerle R Vitamini’nin yedi kişilik genç ekibinin yaratıcılığı, üç hocasının gözetimi, Notos’un da katkısıyla “Okuyorum meydan okuyorum” kampanyasını başlatıyoruz. Bu arada “Okuyorum meydan okuyorum” kampanyasının R Vitamini tarafından oluşturulan stratejisi neler içeriyor, ilanlar dışında, sıfıra yakın bütçeyle daha neler yapmayı planlıyoruz, bunları da anlatacağız.
Etiketler:
notos kitap,
yayıncılık
02 Mayıs 2009 Cumartesi
Ölümsüz Olduğum Zamanlar

Aşk ve gerçeklik arayışının gizemi...
Aşk nedir? Gerçeklik var mı? Sahiciliğinden kuşku duymadığımız olgularla algıladığımız yaşam birbiriyle örtüşmediğinde var olma gücümüz azalıyor mu?
Muammer Kırdök, bu sorular çevresinde dönen olayların izinde, okuru gizemli bir yolculuğa çıkarıyor, imgelerle örülmüş mistik bir dünyanın sınırlarına getiriyor. Bulanıklığın arttığı, anımsamanın ve anımsanmanın değerini yitirdiği belirsiz bir zaman diliminde sevdiğini arayan çaresiz bir adam, şaşırtıcı serüvenini anlatıyor.
Ölümsüz Olduğum Zamanlar sonuna dek merakla okunan bir roman, edebiyatımızda yeni ve güçlü bir çıkış, Muammer Kırdök'ün ilk romanı.
Notos Edebiyat-Roman • Nisan 2009 • Kapak Mehmet Ulusel • 330 s., 19,00 TL
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)