29 Ocak 2012 Pazar

Sonunda ilk yüzde 15-20 içinde olmak...


İdefix’in 2011 Sanal Kitap Fuarı’ndaki satış istatistiklerine göre, Notos Kitap 93. sırada yer almış. Notos Kitap’ın ilk kez sıçrama yaptığı 2011’de bu istatistik de bizim için sevindirici.

Notos Kitap, bütün yayınevleri arasında ilk 100 yayınevi içinde mi? Sanmıyoruz. İdefix’in Sanal Kitap Fuarı da bir pisaya ölçüsü verir elbette, ona göre ilk 100 içindeyiz. Ama dışarıdaki doğrudan satış noktalarında –güvenilir bir veriye sahip değiliz ama– ancak ilk 200 içinde olduğumuzu varsayabileceğimizi düşünüyoruz. Etkin 1000 yayınevi olduğunu da varsayarsak, demek ki Notos Kitap’ın ilk yüzde 15-20 içinde olduğunu belirtilebilir.

Bu bilgiler bizim boyumuzun ölçüsünü bilmemiz, dolayısıyla yakın gelecek tasarıları yapabilmemiz için önemli. Her zaman gerçek verilere göre davranmaya ve onlara göre gelecek planları yapmaya çalışıyoruz.

Bu düzeyde bulunmamızda Notos’un belirleyici bir katkısı da var mıdır? Hiç kuşku yok ki, evet. Yayınevi bütün olarak ilk yüzde 15-20 içinde yer alırken, Notos dergiler arasında birinci sırada bulunuyor. Geçen haftalarda edebiyathaber.net sitesinin yaptığı küçük bir ankette de, Notos, okurların izlediği dergiler arasında yüzde 25 oranındaki izlenme payıyla her dört dergi okurundan birinin tercihini alarak birinci sırada yer alıyordu.

Notos’un satışı, ilk dört yıl içinde kararlı bir düzeyde salınırken, son yedi sayısında yukarı doğru sert bir ivmeyle artarak 2011’de yüzde elli artmış oldu. Dolayısıyla Notos’u önüne koşan yayınevimizin, kitap satışlarının hâlâ dibe yakın olduğunu da saptamalıyız. Üstelik kitap satışlarımızda 2011’de bir önceki yıla göre yüzde 60 artış olmasına karşın. Demek ki 2010’da nasıl ayakta durduğumuzu düşünmek bile tedirgin edici. Yayıncı, yazar, editör, çalışan olarak daha rahat ve özgüvenli konumda olmalıyız.

Öte yandan, düşük sayıların istatistiği gerçek durumun fotoğrafını vermez, sapma katsayısı yüksek olur. 600’ün 1000 olmasıyla 6.000’in 10.000 olması aynı artış yüzdesine karşılık gelir. Dolayısıyla, –Notos için değil ama– Notos Kitap için ilk sağlam veri ve istatistik 2012’nin sonunda alacaklarımızdır.

2011’de Notos’un maliyetinin yüzde 40, kitap maliyetlerinin de yüzde 25 arttığını da bu arada belirtmek gerekir ki, fotoğrafı doğru çözümleyelim.

(Sayfamızdaki desenler: Mehmet Karaman)

27 Ocak 2012 Cuma

Her şey uzaktan göründüğü gibi değil...


Edebiyat dergiciliğinin dünden bugüne uzanan yolunu değiştirmeye gerek yok, nitelikli edebiyatın izini süren dergiler,

içinde yaşadıkları edebiyat dünyasının iyi örneklerini yayımlar,

yeni ve genç yazarların en iyilerini öne çıkarmayı amaçlar,

okuma kültürünün düzeyini yükseltir,

edebiyatın sorunlarını tartışır,

yeni yolların açılmasına önayak olur,

yaşayan edebiyatın kendini yenilemesi için katkıda bulunur.

Anayolun taşları bunlarla döşelidir. Gelgelelim, hem geçmişten bugüne gelen yolun düzeltilip yenilenmesi gerekir, hem de ana yolun dışındaki yan yolların keşfedilmesi. Dergiler kendi periyotlarına bağlı olarak her çıktıklarında, hem sürekli okurlarıyla buluşmak ister, hem de zaman içinde okurlarının sayısını artırmayı.

Daha çok tek yanlı bir ilişki gibi görülür bu. Okurların dergiyi sürekli almak için nedenleri yoksa, beklentiler bir süre sonra boşa çıkmaya başlar. Edebiyat dergilerinin çoğu kez tam sınıra dayanmış okurlarının sayısındaki azalma, onların adım adım geriye çekilmesine neden olur. Satış düşmeye başlayınca, derginin ömrü de tükenmeye başlar. 1980’lerden önce ve hemen sonraki yıllarda, bir dergi çıkarmak için alçakgönüllü kişisel tasarruflar yeterli olabiliyordu.

Ne ki, bugün maliyeti yüksek bir iş bu. Belli bir satış düzeyinin üstüne çıkmadan ya ömrünün kısa olacağını Kabul etmek zorunda kalır ya da yerel ve sınırlı bir çevrede kalan bir heves dergisi.

Notos 73 il sınırlarında, yaklaşık 900 satış noktasında bulunuyorsa, bunun dayanması zor bir bedeli de var. Hem her iki ayda bir hemen ödenmesi gereken yüksek bir kâğıt-baskı bedeliyle YaySat’ın karşılıksız aldığı dağıtım bedelini denk getirmek, hem de satılan dergilerin parasını düzenli biçimde toplama çabasının karşılıksız kalmaması için türlü çeşitli sorunları çözmek zorundasınız. Notos’un satışı 2011’de yüzde 50 artmış, ama o kadar sevinemedik; çünkü maliyeti de aynı yıl içinde yüzde 40 arttı. Fazladan harcanan insan emeğini aradaki yüzde 10 karşılar mı?

19 Aralık 2011 Pazartesi

Notos'ta Latin Amerika Edebiyatı

Dünyanın kesik damarlarına yolculuk...

Jorge Luis Borges, Gabriel García Márquez, Carlos Fuentes, Julio Cortázar, Mario Vargas Llosa, Juan Rulfo, Eduardo Galeano, Isabel Allende, Laura Esquviel, Roberto Bolaño, Cervantes, Luis Buñuel

Edebiyatımızın önde gelen dergilerinden Notos, Aralık-Ocak, 31. sayısının kapak konusunu Latin Amerika Edebiyatı olarak belirledi. Notos, bir Latin Amerika Edebiyatı sayısı yapma düşüncesinin, edebiyatseverlerin hep yakından izlediği, sevdiği pek çok yazarın bir arada bulunması yüzünden oldukça güç olduğunu belirtiyor. Dolayısıyla hem olabildiğince bütünü nitelikli biçimde değerlendiren, hem de seçilmiş uçlarını öne çıkaran, bilinenlerin yanında bilinmeyenleri anlatan bir dosya tasarlamış Notos. Bu sayıda Eduardo Galeano ile sanki Notos için yapılmış bir söyleşiyi de ilk kez yayımlanıyor. Hem temel olanı yansıtmaya, hem de ilgi çekici yazılar ve söyleşileri bir araya getirmeye çalışan dosyada yazıları ve söyleşileri yer alan yazarlar: Adnan Özer, Semih Gümüş, Deniz Gündoğan, Eduardo Galeano, Roberto Bolaño, Raymond Leslie Williams, İnan Çetin, Gabriel García Márquez, Maria Vargas Llosa, Luis Buñuel, Engin Beksaç.

Notos’un bu sayısının söyleşisi şiirimizin 1980’den önceki son büyük kuşağına eklenen en genç ve 1970’lerin özellikle ikinci yarısından sonra en çok dikkat çeken şairlerinden Alova ile. Bu sayısının ikinci söyleşisi de 30. yılını kutlayan Can Yayınları ile. Can Öz, Semih Gümüş’ün sorularını yanıtladı: “Israrcı bir edebiyat yayıncısıyız ve kendimizi görmek istediğimiz yerdeyiz.”

Notos'un sürekli yazarlarından Murathan Mungan da “Kâğıt Gemiler” ile yazılarını sürdürüyor. Şavkar Altınel “Ufak Tefekler”de Enis Batur’un son kitaplarından 60mm Dizüstü Meşkler ve İçcep Meşkleri’nin izinden gidiyor.

Günlerin Getirdiği bölümünde Nedim Gürsel komünist, dadacı ve gerçeküstücü şair Aragon’un hayatını ve kadınlarını, giderek gönül serüvenlerini, Venedik’te Nancy Cunard ile yaşadıklarını anlatıyor “Venedik’te Biten Aşklar” yazısında.

Notos Aralık-Ocak 2011, 31 • 10 TL • 19,5*27cm 144 sayfa 90 gr birinci hamur kâğıda basılı

29 Eylül 2011 Perşembe

Notos'ta İhsan Oktay Anar

İhsan Oktay Anar

Sözün, sözcüklerin, tarihin büyücüsü...

İhsan Oktay Anar: “Bunlar roman, belgesel değil.”

Enis Batur: Kadının Ev(ler)i

Murathan Mungan: Kâğıt Gemiler

Türkiye’de Manga Yayıncılığı

Edebiyatımızın önde gelen dergilerinden Notos, Ekim-Kasım, 30. sayısının kapak konusunu İhsan Oktay Anar olarak belirledi. Yeni Türk edebiyatının en özgün, en sıradışı ve belki de anlaşılması en zor yazarları arasında ilk akla geleni İhsan Oktay Anar. Üstelik gitgide çoğalan okurlarıyla sürekli gündemde oluşu, İhsan Oktay Anar üstüne daha çok düşünmeyi gerektiriyor. Notos’un bu sayısında hazırladığı kapsamlı dosya, İhsan Oktay Anar’ın yapıtlarının daha iyi anlaşılması için nitelikli bir ilk adım atmayı amaçlıyor. Dosyada Gürsel Korat, Oğuz Demiralp, Handan İnci, Semih Gümüş, A. Ömer Türkeş, Akın Tek, Asuman Kafaoğlu-Büke, İnan Çetin, Faruk Duman ve Burcu Alkan’ın yazıları yer alıyor.

Notos’un bu sayısının söyleşisi de göz önünde olmayı tercih etmeyen İhsan Oktay Anar ile: “Hiçbir konunun bir başka konudan önemli olmadığına inanırım. Müzik, denizcilik yahut mekanik.

Notos'un sürekli yazarlarından Enis Batur bu sayıda "Kadının Ev(ler)i"ni yazdı. Murathan Mungan da “Kâğıt Gemiler” ile yazılarını sürdürüyor. Alev Bulut’un “Kısa Öyküde ve Romanda Kişileştirme: Blonde ve Bütün Marilyn’ler” adlı yazısı Joyce Carol Oates’un roman ve öykülerindeki kadın karakterlerin oluşturduğu kişileştirme gruplarını çözümlüyor.

Edebiyatımızda pek benzeri olmayan “ütopya” ve “karaütopya” türündeki yeni romanı İndiragandi ile son zamanlarda ilgi çeken Cem Sancar, okurların ve yeni yazarların okumasını zorunlu gördüğü kitapları, nedenleriyle birlikte Notos’a anlattı.

Günlerin Getirdiği bölümünde Türkiye’de son yıllarda yaygınlaşmaya başlayan manga ve manga yayıncılığı üstünde duruluyor. Manga yayımlayan az sayıdaki yayınevlerinden Arunas, Gerekli Şeyler ve Tudem-Desen manga kültürüne ilişkin soruları yanıtladı.

Bu sayıda öyküleri olan yazarlar da şunlar: Vladimir Nabokov, Nursen Karas, Dilek Emir, Kerem Işık, Hakan Ergül, Bahri Vardarlılar, Raika Ejder, Emine Yılmaz, Serkan Türk, Özge Kılıçoğlu, Gökhan Yılmaz, Gül Temur.

7 Ağustos 2011 Pazar

İntihal tartışmaları bizim dışımızda kalsın!


Elif Şafak’ın İskender romanının ve öteki yazarların yazdıklarının intihal olup olmadığıyla ilgilenmiyoruz!
Niçin? Medyanın haber bulma ya da en azından günlük haber yapma zorununun uzun yıllardan beri masa başında çözülmeye çalışılmasıyla birlikte, edebiyat ve kültür-sanat dünyası da haber konuları arasında yer aldı. Sık sık ilgi çekici bir haber yapma yükümlülüğü de bu servislerde çalışanların sırtına bir yük olarak oturtuldu.
Altından kalkabilirsen kalk. Öyle ya, konu: edebiyat! Müzikten, tiyatrodan, hatta sinemadan önce geliyor neredeyse. Orhan Pamuk, Ahmet Altan, hatta Murathan Mungan ya da Latife Tekin'in kitaplarının çok sattığı yıllardan bugüne ve kitap piyasaya eklendikten, popüler kültür, edebiyatı ve edebiyatçıyı keşfettikten sonra, edebiyat artık haber değeri taşıyor.
Dolayısıyla yazar, yazdıklarından, yazdığı romandan önce geliyor. Bunu kendisi de kışkırtıyor mu? Çoğu kez, elbette. Kendisi romanının çok satması için özel bir çaba gösteriyor, dolayısıyla medyanın masasına çıkıyorsa, yapacak şey yok. Onu niçin tartışalım?
Öte yandan, Elif Şafak’ın İskender romanının Zadie Smith’in İnci Gibi Dişler romanından intihal olup olmadığı tartışması, elbette metinlerarasılık ya da romanın alabileceği yazınsal biçimler tartışmasının dışında.
Gelin görün ki, popüler bir yazardan söz ediyoruz. Bunun için de çıkıyor bu intihal konusu. Medya haber, edebiyat dünyası dedikodu arıyor.
Elif Şafak’ın İskender romanını yazarından önce ve daha çok ve adamakıllı niteikli biçimde tartışalım mı? Olması gereken bu. Değil mi?
Bunun önündeki ilk engel yazarın kendisiyse, kendisini bir popüler kültür ikonuna dönüştürmesiyse, o zaman en iyisi bizim bu sahneden çekilmemizdir. Bu oyun edebiyatın içinde oynanmıyor. İzleyicisi olmaya bile gerek yok. Konumuz, edebiyat çünkü.

25 Haziran 2011 Cumartesi

Notos'un satış ivmesi...


Notos’un Haziran-Temmuz 28. sayısının satış sonuçlarını almadık. Sonuçları almak için daha bir buçuk ay zaman var. Gelin görün ki, bu sayımızın satışının en yüksek noktaya çıkacağını neredeyse şimdiden görüyoruz. Umarız yanılmayız ve kendi rekorumuzu kırmak, bize hiç değilse bir ay boyunca, çok gereksindiğimiz küçük mutluluğumuzu yaşatır.

Öyle görülüyor ki, bu sonuca ulaşacağız. Çünkü Notos’un son beş sayısının (23-27) satışı sürekli olarak yukarı tırmanıyor. Okurlarımıza Facebook sayfamızda, Notos’tan iyi haberler vereceğimizi bildirmiştik. O da buydu. 27. sayının kesin satış sonuçlarının belli olmasını bekledik ve sonuç umduğumuz gibi oldu. Şu bilgileri sıralayalım:

• 27. sayının satışı, 23. sayıya göre yüzde 37 gibi yüksek bir oranda, 26. sayıya göre de yüzde 7,2 oranında arttı.

• 23. Sayınım satışını 100 birim olarak alırsak, son beş sayının satış seyri şöyle ortaya çıkıyor:

100

101,6

111,6

127,4

137

• Dergilerde belli dönemler ya da aylar, satış üstünde, nedenleri tam açıklanamayacak etkilerde bulunur. Nisan ayında yayımlanan dergilerin satışlarına baktığımızda da, en yüksek satış sayısına gene 27. sayıda ulaşıldı.

• Bu arada, YaySat’ta en çok satılan sayı, “Yüzyılın 100 Romanı” başlıklı soruşturmamızın sonuçlarının yayımlandığı sayıydı, ikincisi 27. sayı oldu. Ne ki, YaySat’ın dağıtım alanı dışında satılanlarla birlikte batığımızda, Notos’un geçen beş yıl ve yirmi yedi sayısı içinde en çok satılan sayı da sonuncusu, 27. sayı oldu. Şu anda doruk noktasında bulunuyoruz.

• Bu sonuçlardan sonra, artık en çok satılan sayının şu anda piyasada bulunan Oğuz Atay sayısı (28) olacağını da öngörebilir miyiz? Sanırım yerinde bir öngörüdür bu.

Sonuç: Demek Notos’un geleceği için ümitsiz olmak bir yana, onun dergicilik dünyasının etkin dergilerinden biri olarak herkesçe kabul edilmesi için yeni tasarılar yapmak için kolları biraz daha sıvamak gerekiyor. Edebiyat dergiciliği böylece başını iyice dikleştirebilir.

22 Mayıs 2011 Pazar

Diyarbakır Kitap Fuarı başarılı geçti


TÜYAP Diyarbakır Kitap Fuarı bu yıl oldukça başarılı geçti. Oysa geçen yılki Fuar’dan sonra bir belirsizlik kalmıştı geride. Kitap Fuarı’nın geçen yıl beklenen ilgiyi görmemesinin bir dizi nedeni vardır. Onları bir yana bırakalım. Öyle görünüyor ki, bu yıl ilginin geçen yıla göre çok önemli ölçüde artması, gelecek yıllarda Diyarbakır Kitap Fuarı’nın yayıncılık sektörünün önemli etkinlik alanlarından biri olmasını sağlayacağı gibi, Diyarbakır’ın kültür hayatının da önemli bir ivme verebilir. Bu arada şu saptamaları yapabiliriz:

• Diyarbakır Kitap Fuarı’na katılan yayınevlerinin sayısının şimdilik az olduğu söylenebilir. Yayınevi sayısının azlığı, bu yıl kitap satışlarında yayınevi başına düşen payın büyümesini sağladı. İstanbul’dan Diyarbakır’a görevli bir ekip ve lojistikle gitmenin maliyetinin çokluğu düşünülürse, bir yayınevinin ilk beklentisi, en azından harcamaları karşılayacak kadar satış yapmaktır. Fuar’ın bu yılki başarısı gelecek yıl katılımcı yayınevlerinin sayısını artırırsa, yayınevlerinin payına düşen satış miktarı da düşebilir. Ne ki, böyle bir sonucun gene de katılımı etkileyeceği söylenemez.

• Diyarbakır’da ya da bölgede Kürtçe yayın yapan yayınevlerinin kendilerini daha iyi gösterebildikleri tek yer Diyarbakır Kitap Fuarı olacak gibi görünüyor. Dolayısıyla Kürtçe kitapların bütün çeşitleri ancak orada bulunabilecek. Bu da elbette benzeri olmayan bir kültürel etkinlik demektir. Ülkenin kültür hayatının bir parçasının veriminin bütün zenginliğiyle kendini göstermesi, herkes için önemli.

• Nitelikli ve etkin bir kültür etkinliği, bulunduğu yere demokratizm getirir. Diyarbakır Kitap Fuarı’nın da Diyarbakır’ın kültür hayatına böyle bir demokratizm ve esneklik getireceği söylenebilir. Bunun ilk bakışta görünmeyen kazanımları, uzun zamanda kendini çok olumlu biçimlerde gösterecektir.

• Diyarbakır, hiç kuşku yok ki, üç büyük ilin dışında, kültür hayatının en canlı olduğu şehir. Bu denli önemli bir merkez, yalnızca siyasal hayatın içine sıkıştırılamaz. Uzun yılların siyasal etkilerinin Diyarbakır’da yarattığı büyük gizilgücün kendini dışavuracağı alanların kısıtlı olduğu da apaçık. Kitap Fuarı, bu gizilgücün kendini gösterme fırsatı bulacağı alanlar araında önemli bir yer tutabilir. Çok düşünen, tartışan, okuyan, gelecek tasarımları yapan şehirler arasında Diyarbakır’ın benzersiz bir yeri var ve Kitap Fuarı bu birikimin kendini anlatma olanağı bulduğu zeminlerden biri olabilir.• Ülkenin batısında yaşayanların doğusuna duyarsız ve uzak kaldığı yadsınabilir mi? Son yüz yıl içinde bu konuda kayda değer adımlar atıldığı bile kuşkuluyken, Kitap Fuarı, en azından kültür hayatının bileşenlerinin bir bölümünü Diyarbakır’da buluşturuyor ve bu da herkes için geri alınamayacak kazanımlar sağlıyor.

Kıscası, Diyarbakır Kitap Fuarı, geçen yılki ilk denemede ortaya çıkan belirsizlikleri bu yıl dağıtmış durumda ve bu da ülkenin kültür hayatı için çok büyük bir öneme sahip.

2 Nisan 2011 Cumartesi

Neler Oluyor Hayatta, 4

Orhan Pamuk'un yeni kitabı İngilizce olarak çıktı
Harvard Üniversitesi'nden The Naive and the Sentimental Novelist (Naif ve Duygusal Romancı) adıyla çıkan kitap, Pamuk'un, bu üniversitede yazma eylemiyle ilgili verdiği konferanslarından oluşuyor. Yakın zamanda Türkçede de görmeyi umduğumuz kitap hakkında geçenlerde The Guardian gazetesinde bir makale yayımlandı. Adam Mars-Jones imzalı eleştiride, Pamuk'un bu kitapta yeni bir şey söylemediği ve entelektüel içerikten yoksun bir üniversite öğrencisi ifadelerinin yer aldığı söyleniyor. "Acaba okuduğumuz Pamuk, doğru Pamuk mu?" sorusunu soran Jones'a hak veren bir başka yazar da Financial Times yazarı Henry Hitchings. Pamuk'un kitabından yaptığı iki alıntıyı öne çıkararak, bunları, dinleyicisi olan Harvard öğrencilerinin zaten birçoğunun bildiği ve görüşlerinin çok bariz ve indirgemeci olduğu sonucuna varıyor. "Bize, romanla ilgili tutarlı bir kuram ortaya koymuyor," diyor.

14 Mart 2011 Pazartesi

Yazarken nelere dikkat etmeli?


Böyle bir başlık atıldığında, sanki yazmakla ilgili ortada evrensel kurallar varmış izlenimi uyanabilir. Elbette ki durum öyle değil. Yalnızca, bazı önemli yazarların yazmakla ilgili olarak verdikleri ipuçlarını ve önerilerini biraraya getirelim istedik. Belki sizin de bunlara ekleyecek birkaç şeyiniz vardır, kim bilir!

Elmore Leonard
  1. Bir kitaba, asla havadan söz ederek başlamayın.
  2. Hesapsız ünlem kullanmayın. 100.000 kelimelik bir düzyazıda en fazla iki ya da üç tane ünlem olmalı.
  3. “Birdenbire” sözcüğünü asla kullanmayın.
  4. Margaret Atwood değilseniz, bir yeri ya da bir şeyi tasvir ederken aşırı ayrıntıya girmeyin.

5 Mart 2011 Cumartesi

Notos'un yayıncılık anlayışının uzantıları

1 Ekim 2006'da kurulduğu ve Notos'u 1 Aralık 2006'da yayımlamaya başladığı günlerde bile, Notos Kitap'ın yayıncılık anlayışının geleneksel biçimlerin dışına çıkmasını tasarlamıştık. Buna uygun davranmaya da çalıştık. Bir butik yayıncılık anlayışının basılı ürünlerinde, dergisinde ve kitaplarında kendini göstermesi gerekir elbette. Buna uygun bir çaba içinde olmaya çalıştık. Sonra da uzanabileceğimiz alanları koyduk masaya. İnternet, Notos'un etkinliğini göstermesi gereken alanlardandı.
Temmuz 2007'de notoskitap.blogspot.com adresinde yayına soktuğumuz Notos Blog, denebilir ki, bizdeki ilk yayıncılık blogu oldu. Orada hem saydamlığımızı gösterme fırsatı bulduk, hem de çok yakın okurlar, arkadaşlar kazandık.
Facebook'daki etkinliğimizi de Notos grup sayfasına taşıdık. Doğrusu, grup sayfamızda kabımıza sığamayacağımızı görünce, şimdi de bu sayfayı oluşturduk. Notos artık bu sayfada. Belki de yayıncılık dünyamızda interneti en etkin kullanan yayınevi, yayıncılık deneyimidir Notos. Bu etkinliği artırmak için, şimdi buradan yola devam...

http://www.facebook.com/home.php#!/pages/Notos/140296456037776